10° Açık
  • EURO 6.00
  • DOLAR 5.30

Bahçeli, “Bir Ülkünün Peşinde şanla şerefle dolu koskoca 50 Yıl” 

Hareketli Manşet - 10 Şubat 2019 16:41 A A

Milliyetçi Hareket Partisi’nin kuruluşunun 50’nci yıldönümü, Adana’da 1969 yılında ilk kongresini gerçekleştirdiği Adnan Menderes Spor Salonu’nda coşkuyla kutlandı.

Karayoluyla Adana’ya giren  MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, kentin girişinde partililer tarafından karşılandı.

Kurtuluşunun 50. yılında Milliyetçi Hareket Partisi’nin tepeden tırnağa tüm teşkilatı Adana’daydı.

Partilileri selamlayarak konuşmaya başlayan Bahçeli’nin konuşmadan satır başları:

“Kopan takvim yaprakları sarardı, yıllar yılları kovaladı, ömürler su gibi akıp gitti. Elden ele aktarılan, dilden dile anlatılan, gönülden gönüle akıtılan “Vazgeçilmez Yeminle 50 Yıl geride kaldı. Böyle bir Şubat ayıydı, tarih yine 1969’un 9 Şubat’ıydı. Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’nin Olağanüstü Kongresi Adana’da toplanmıştı. Bir karar verilecekti, bir adım atılacaktı, bir hareket başlayacaktı. Merhum Başbuğumuz 50 yıl evvel bugün, Türkiye’nin şanlı geleceği için yeni bir başlangıcı, yeni bir çağı, yeni bir Ergenekon’u müjdeliyordu. Kutlu bir doğum gerçekleşiyor, kaynağını Türk-İslam ülküsünde bulmuş Türk milliyetçiliği kuvveden fiile geçiyordu. 1919 Samsun’undan 50 yıl sonra yeni bir yürüyüş başlıyor, yepyeni bir meşale yanıyordu. Ne mutlu ki, 9 Şubat 1969’ta partimizin ismi Milliyetçi Hareket Partisi oldu.

“Amblemimiz Üç Hilalin mührüyle oluştu”

Asırlarca kıtaları aydınlatan Üç Hilal, milli diriliş ve milliyetçi uyanışın bir kez daha sembolü haline geldi. 1948’de kurulan Millet Partisi’nden Milliyetçi Hareket Partisi’ne fert fert, emek emek, etap etap ulaşıldı. Tohum olup ekildik, tomurcuk olup açıldık, zaman içinde filizlendik, zaman geldi çınarlaşıp 50 yılla buluştuk. Bugün imrenilecek bir sevinci müsterih bir vicdanla yaşıyoruz. Bugün muhterem ve müstesna bir ana hep birlikte şahitlik yapıyoruz.

Bu vesileyle 50 yıllık onurlu mücadele tarihimizin herhangi bir safhasında aramızda yer alan, Üç Hilali başının üstünde taşıyan her kardeşime içtenlikle teşekkür ediyorum. Toplantımıza katılan veya bir sebeple aramızda olamayıp manen ve aklen burada yerini alan her Türk ve Türkiye sevdalısına muhabbetlerimi iletiyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi’nin zorlu imtihanlarda türbedarı, kurşun gibi ortamlarda hissedarı, zulmet dolu günlerde bayraktarı, çetin şartlarda sancaktarı olan üstün meziyetli, temiz mizaçlı, halis imanlı dava arkadaşlarımla övünüyor, şükranlarımı sunuyorum.

Elleri öpülesi ecdadımız başta olmak üzere, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten Mareşal Fevzi Çakmak’a, Osman Bölükbaşı’ndan Kurucu Genel Başkanımız Alparslan Türkeş’e kadar iftihar kaynaklarımıza, siyasetimizin kutup başlarına Cenab-ı Allah’tan rahmetler niyaz diliyorum.

“Vatan ve millet uğruna”

Vatan ve millet uğruna bedenlerini siper eden, candan geçen, yardan geçen, serden geçen, bir hilal uğruna hayattan geçip manevi muhafız ve kılavuzumuz olan aziz şehitlerimizi hürmetle, rahmetle, minnetle anıyorum.

Davamız için bedel ödemiş, zindanları aydınlatmış, taş duvarları inançlarıyla aralamış yüzleri Yusuf, sabırları Yunus, sebatları devasa gazilerimize, Taş Medreseli yiğitlerimize sağlıklı ve uzun ömürler temenni ediyorum.

Partimizin 50.yılı kutlu olsun, niyaz ederim ki, tarihi varlığımız, haklı bahtiyarlığımız ebedi olsun. Hoş geldiniz, nice güzelliklerle geldiniz, sefalar getirdiniz. “Bir Ülkünün Peşinde” şan ve şerefle dolu koskoca 50 yıl.

Yapamazlar dediler, yaptık. Başaramazlar dediler, başardık. Dağılır gider dediler, toplanıp gücümüze güç kattık.

Kervan kervan yürüdük, kafile kafile yükseldik. Solukları kesilir, yarı yolda kalırlar, vazgeçerler dediler, hamd olsun “Vazgeçilmez Yeminle 50 Yıl”a eriştik, 50 yılda yetiştik. Merhum Cengiz Dağcı’nın dediği gibi, hatıraları kalbimize yaza yaza bugünlere geldik. Şehitlerimizin ruhlarını muazzep etmemek için çalıştık durduk. Hem söyledik, hem yaptık; hep inandık, her daim iddialı olduk. Tam 50 yıl önce sayımız azdı, ama ülkülerimiz çok büyüktü.

“Bu yol uzun, ince ve meşakkatliydi”

 ‘Azız diye kendimizi niçin küçümsüyoruz’ diyen Tonyukuk’un öğüdü kulağımızdaydı. ‘Aç milleti tok, az milleti çok hale getirdim’ diyen Bilge Kağan’ın engin duyuşu, erdemli duruşu aklımızdaydı. Biliyorduk, inandığımız müddetçe zafer mukadderdi. Gün oldu acaba dedik, gün oldu arada kaldık, gün oldu can feda olsun diye haykırdık.

Davasına baş koymuş gerçek dava adamları, 1969’un Şubat ayında nefislerini ayaklar altına alıp davayı yükseltmek için yola koyuldular. Bu yol yokuşlarla dolu, kara bulutlarla gölgeliydi. Bu yol ki zamanlar üstü bir yolculuğun ana güzergâhıydı. Geldiğimiz yer belli, gideceğimiz yer belliydi. Kaynağımız belli, kavgamız belliydi. Yeri gelince Vey Irmağı’nın kenarındaki Kürşat olup ölüme meydan okuduk. Yeri gelince anıtlar dikip medeniyetimizi taş kitabelere kazıdık. Bazen bunaldık, bazen bozguna uğradık, bazen buhrana düştük, ama her seferinde Bozkurt olup önümüzdeki engellerden tıpkı demir dağlardan geçer gibi geçtik. Merhum Ömer Seyfettin’in Ferman Hikâyesindeki Tosun Bey gibi cesur ve inanmış, Pembe İncili Kaftan Hikâyesindeki Muhsin Çelebi gibi vakarlı ve onurumuza düşkündük. On yıllardır daha güçlü bir Türkiye hasreti çektik. On yıllardır milletimiz için milletler ve medeniyetler piramidinde muasır ve muazzam bir seviyenin hayalini kurduk. Niyetimiz salih, özümüz sadık, sözümüz samimi, gözümüz pek, alnımız açıktı. Merhum Ziya Gökalp gibi söylersek, düşünmek ve söylemek kolay, fakat yaşamak, hele başarı ile sonuçlandırmak zordur.

“Katran emellere sur olmak için 50 yıldır mücadele ettik”

50 yıl, duadır, duruştur, dirayettir. 50 yıl, ömürdür, onurdur, olgunluktur. 50 yıl, akıldır, şuurdur, sabırdır. 50 yıl, mağduriyettir, mahkûmiyettir, şehadettir. 50 yıl, çabadır, çalışmadır, emektir. 50 yıl, vatan sevgisinin kefili, millete mensubiyetin kazancı, devlete muhabbetin kavlidir. Millet sevgimize karşılık beklemedik, çünkü tefeci değildik, çünkü sevgilerin en güzelini karşılıksız bilirdik. Hak, hukuk, adalet dedik; yüzyılla sözleşme yaptık; sen doğmana bak güzel gün diyerek Türkiye’nin varoluşuna aşkla bağlandık. Kimi zaman görülmedik, kimi zaman gösterilmedik, kimi zaman da görmezden gelindik. Haklıydık, duyulsun diledik, hakkımızın teslimini bekledik.Hakkımızı alacağımız günleri besmeleyle düşledik. Haksızlıklarla boğuştuk, hiç yılmadık.İftiralarla boğaz boğaza geldik, hiç yıkılmadık. Kara kampanyalarla kıran kırana çatıştık, hiç yorulmadık.Sonu gelmez tahriklerle, tükenmeyen komplolarla, sınırsız kumpaslarla yolumuzu kesmek istediler, yeni bir yol açtık, bu yolu Dokuz Işık diye adlandırdık ve yine de yolumuza devam ettik. İhanete uğradık, inmedik; hançer yedik, düşmedik; şehit olduk ölmedik; şahit olduk, ah etmedik, vah demedik, öf kelimesini aklımızdan bile geçirmedik. İyi gün dostlarının kötü günlerde kaybolduğunu ibretle gördük, velakin üzüntümüzü göstermedik.

Aynı sözdeyiz, aynı karardayız, “Vazgeçilmez Yeminle” Türk milletinin hizmetindeyiz. Millet anlayışımız milli değerlere, manevi kıymetlere, ahlak ve fazilet esaslarına dayanmaktadır. Bu nedenle beyaz Türk-zenci Türk ayrımı sakattır, maksatlıdır. Türkiye’de hiç kimse ikinci sınıf insan değildir. Hiç kimse önemsiz ve değersiz değildir.

Türk milletinin hiçbir ferdi eşitsiz ve orantısız bir ilişkinin tarafı olmamıştır. Elbette milletin ismi ezelden bellidir, ebediyete kadar Türk’tür. Elbette vatanın ismi bin yıldır bellidir, sonsuza kadar Türk’tür. Devletin ismi de kim ne söylerse söylesin, ne yaparsa yapsın Türk kalacaktır.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk diyordu ki:

“Türklük esastır. Türk medeniyetiyle övünmek yerindedir. Bu övünmeye layık olmak için çok çalışmak lazımdır.”

Çok şükür, Türklüğümüze leke sürdürmedik, Türkçülüğümüzden asla taviz vermedik. Türk’üz dedik, Türkçü’yüz dedik, Turan ve Türkiye sevdasıyla yanıp tutuştuk. Diyarbakır’lı, Van’lı, Trabzon’lu, Sinop’lu, Adana’lı, İstanbul’lu, Mersin’li, İzmir’li, Ankara’lı, Yozgatlı, Taşkent’li, Karabağ’lı, Akmescit’li, Kaşgar’lı, Kerkük’lü, Üsküp’lü, Batı Trakyalı, Bakü’lü, Astana’lı, Bişkek’li, Kıbrıs’lı özet olarak aynı cevherin damarlarıdır, hepsi birden büyük Türk milletinin içindedir.

Merhum Ziya Gökalp’in şu tarihi seslenişi fikriyatımızın vazgeçilmez çerçevesidir:

“Vatan ne Türkiye’dir Türklere, ne Türkistan; vatan büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan.”

Merhum Başbuğumuz tam 50 yıl önce davamızı şöyle tanımlamıştı:

“İslam iman ve fazileti, Türklük şuur ve gururu, Türk kültürü ile 21.yüzyıl medeniyeti, uzay, atom, elektronik çağın yeni Müslüman Türk medeniyeti.”

Çağı anlayıp, çağın dinamiklerini algılayıp fikir kalibremizde damıtıp, medeniyet ve millet kalitemizle süzemezsek geriye düşeriz, gelişmeleri geriden izleriz.

İnsanlığın ulaştığı evrensel bilgiyi düşünce dünyamızda, inanç dairemizde, kavram ve tecrübe imbiğimizde analiz edemezsek, kendimize özgü yorumlama becerisi gösteremezsek anlam bunalımına, anlatım çelişkisine kaçınılmaz şekilde düşeriz.

Milliyetçilik anlık heyecanların mahsulü, etkiye tepki veren düşünce mecmuu, dönemsel arzuları temine yarayan muayyen bir vasıta değildir.

Milliyetçilik devamlı mirastan yiyerek, hamasete yüklenerek, ezber ve klişelerden beslenerek kendi kendini üreten bir fikir sistemi değildir.

Milliyetçilik ne demokrasiye, ne hürriyete, ne insan haklarına, ne de teknolojik buluşlarla, ekonomik gelişmelere yüz çeviren bir fikir de değildir.

Merhum Erol Güngör’e göre milliyetçilik, milli kültürü bizzat bir medeniyet kaynağı haline getirmek ve cemiyeti, dikkat buyurunuz, soysuz değişmelerin açık pazar yeri halinden kurtarmak hareketidir.

Yani milliyetçilik aynı zamanda bir medeniyet davasıdır.

Türk milliyetçiliğinin temelinde Türk milletine duyulan eşsiz sevgi, emsalsiz bağlılık vardır.

Dokuz Işığın iki kaynağı olduğu açıktır:

Birincisi Türklük gururu ve şuuruyla İslam imanıdır. Diğeri ise insan sevgisidir.

Seven sevdiği için yüksek hedefler koyamazsa, bu hedeflere ulaşmak için fedakarca ve mertçe inisiyatif alıp geceyi gündüze katamazsa ne kadar istekli olursa olsun samimiyetten bahsetmek mümkün müdür?

Samimiyet yoksa dava nasıl olur? İnanç ve iddia nasıl yaşar? İnsan nasıl huzur bulur?

Merhum Cemil Meriç demiyor muydu; samimiyet öyle bir dildir ki kör de görür, sağır da duyar diye.

Maddi ve manevi esarete direnmedikten sonra nasıl milliyetçi olacağız?

Merhum Dündar Taşer’in vurguladığı, duyguda, düşüncede ve harekette milli olmak; millete mensubiyeti şuurla taşımak, geçmişe vefa duyup geleceğe karşı sorumluluk üstlenmek gerçek anlamda milliyetçiliktir.

Ülkücülük ise milliyetçiliğin Türk-İslam potasında olmuş, olgunlaşmış, kaynaşmış halidir.

Bunlardan mahrum olup da bize milliyetçilik dersine heveslenenler cehaletin pençesinde, ahmaklığın parantezindedir.

Birlik ve beraberliği beka düzeyinde savunmak milliyetçiliktir.

Merhum Erol Güngör, milliyetçileri, bir memlekette birliği kurmak ve ayakta tutmak için uğraşan insanlar olarak tanımlamış ve belgelemişti.

Birlik varsa düzen vardır, dirlik vardır, istiklal vardır, beka vardır, istikbalin perdelenmesi boşunadır.

Güngör Hocamızın işaret ettiği; “bir milletin yaşama gücü onun kültüründe çok sağlam dayanakların bulunmasıyla mümkündür.” tespiti bir bakıma bekayla ilgilidir.

1402’de başlayan Fetret Devrine bir bakınız, beka var mıydı? İç barıştan bahsediliyor muydu? Birlikten söz edebilen çıkıyor muydu?

Anadolu ne hale gelmişti? Bir devlet nasıl da beyliklere öbek öbek dağılmıştı?

Fetret Devri’ne girişten 51 yıl sonra muhteşem bir fethe imza atmak, hayranlık verici bir yükselişle çağ açıp çağ kapamak dünya üzerinde yalnızca Türk milletine mahsus bir muvaffakiyet ve muzafferliktir.

Beka iradesi olmasaydı fetih nasıl olacaktı?

Birlik ve beraberlik sağlanmasaydı İstanbul’daki Bizans işgali nasıl son bulacaktı?

Bugüne kadar 16’sının yıkılıp 17’incisinin Türkiye Cumhuriyetiyle tarih sahnesine çıktığı Türk devlet silsilesi ve zincirinde en önemli ve hayati kavram beka değil midir?

Milliyetçi Hareket Partisi Türk tarihin her döneminde derin bir anlam ve karşılığı olan beka meselesini hayat memat konusu görmektedir.

Bu itibarla 31 Mart Mahalli İdareler Seçimlerini bir beka imtihanı olarak değerlendiriyoruz.

Merhum İbrahim Kafesoğlu Hocamız, Türklüğe ölümsüzlük bağışlayan tarihi Türk haslet ve meziyetlerinin canlılığını muhafaza etmesini, milletimizin geleceğine ümit ve emniyetle bakmamız için yeter bir sebep görmüştür.

Sonuna kadar da haklıdır, görüşümüz de budur.

Milli beka olduğu için Türk devlet felsefesi yaşamış, Türklüğün kıvancı asırları aşmış, var oluş şuuru, payidarlık duygusu yıkılandan kurulana halka halka intikal etmiştir.

İsimler farklı farklı olabilir, fakat ruh aynıdır. Cevher aynıdır. Kök aynıdır. Ülkü aynıdır. İlke aynıdır. Millet aynıdır. Devlet aynıdır, hepsi birden Türk oğlu Türk’tür.

Milli beka derken kastımız Türklüğün, Türk devletinin, Türk milletinin bekasıdır.

Bekamızın müdafaası;

Mete Han’dan Alparslan’a uzanan bir vasiyettir.

Osman Gazi’den Fatih’e ulaşan bir velayettir.

Kanuni’den Mustafa Kemal’e varan bir verasettir.

Yaşanmış Türk asırlarının ta derinlerinden çıkıp binbir emek ve çileyle bizlere gelen; ihmali ve inkarı ölüm demek olan kutsal bir vazifedir.

Tarih, milletler mücadelesinden ibarettir.

Ve geçmişimiz gurur tablomuzdur.

Merhum Hüseyin Nihal Atsız bunu güç kaynağı, fazilet ırmağı diye anlatmıştı.

Ve de bizlere şöyle seslenmişti:

“Türk tarihi, iki yanı kahramanlık, şan ve ahlak heykelleriyle süslü uzun ve ulu bir yoldur. Bu yolun her adımında Türk’ün göğsünü kabartacak, başını dikleştirecek ve üstünlüğünü belirtecek bir kahraman, Türklük için nöbet beklemektedir.

Bugünkü nöbet bizdedir, bugünkü nöbetçiler felaketler karşısında celadet anıtı gibi yükselen Milliyetçi-Ülkücü Harekettir.

Bu nöbete girenlere utanmadan bekçi diyorlar.

Akıllarınca alay edip aşağılamaya çalışıyorlar.

Ancak battıkça batıyorlar, çakıldıkça un ufak oluyorlar.

Bekçilik şerefli bir vazifedir. Sabırla beklemek, sebatla nöbet tutmak onurların en onurlusudur.

Merhum Taşer bizlere şunları söylemişti:

“Mevkii için milleti feda eden değil, bilâkis gerektiği zaman millet uğrunda mevkiini, hatta hayatını verebilen adam büyük adamdır.”

Büyüklük Allah’a mahsustur, ne var ki milletse mevzu bahis, hayattan geçmeyen, ruhunu teslim etmeyen namerttir.

Milli bekaysa konu, canımızın ne ederi, cananımızın ne değeri var, bin defa feda olsun. Eli titreyenin, tereddüt geçirenin billahi kanı kurusun.

Bize saray bekçisi diyen Kılıçdaroğlu’na gerçekten acıyorum, perişanlığına üzülüyorum.

O da biliyor ki, Türkiye’nin bekası için bekçi olmaya hazırız.

O da görüyor ki, Türk milletinin varlığı için bekçilikse bize düşen seve seve yaparız.

Allah’tan emperyalizmin piyonu değiliz.

Allah muhafaza, terör örgütlerinin taşeronluğuna heves etmiyoruz.

YPG’ye vatanlarını savunanlar, hendek kazan teröristlere arkadaş demiyoruz.

15 Temmuz’a tiyatro diyen alçalmanın muhatabı değiliz.

Evet bekçiyiz, kalpleri imanla çarpan vatan bekçileriyiz.

Evet bekçiyiz, vatan ve milli bekanın nöbetini uğruna ha ekmek yemişiz, ha kurşun adanmışlığıyla tutuyoruz.

Devlet-i ebed müddetin bekçisiyiz.

Millet-i ebed müddetin bekçisiyiz.

Ulubatlı Hasan’dan Genç Osman’a;

Seyit Onbaşı’dan Yahya Çavuş’a;

Şahin Bey’den Nene Hatun’a kadar bütün vatan ve millet bekçilerinin manen yanlarındayız, aynı safın içindeyiz.

Mustafa Kemal’in 1918 Kasım’ında parmağıyla işaret ederek “geldikleri gibi giderler dediği” müstevlileri gıyaben koltuğuna oturtan, CHP’nin mirasını yiye yiye kuşa çeviren Kılıçdaroğlu, bela mıdır, cefa mıdır, heba olmuş bir siyaset enkazı mıdır?

Bu zihniyet sahipleri mazideki ihtişamdan utanan sefillerdir. Utançları daha sonra unutkanlığa dönen gafillerdir.

Beka sorunu değil, zekâ sorunu var diyen hakikat katilleri, hilkat garibeleridir.

9 Şubat 1969’dan 9 Şubat 2019 tarihine kadar geçen on sekiz bin ikiyüz altmış iki günde herhangi bir sebepten dolayı küsen kızan kırılan kardeşlerime diyorum ki, kavuşmak için “Vazgeçilmez Yeminle 50 Yıllık” emanet hepimize yetecek, ülkümüz hepimizi kucaklaştırmaya kafi gelecektir.

Gelin vebale daha fazla ortak olmayın.

Gelin 9 Şubat 1969 doğuşuna omuz verin.

Gelin milli bekamızın bu zamandaki mücadelesine katılın, el birliği yapalım, güç birliği yapalım, ülkü birliği yapalım, ne kadar işbirlikçi ve terör sevici varsa yakalarından tutalım. Türkiye’ye sahip çıkalım.

Yaşanmadık bir şey kalmadı.

Türkiye içte ve dışta büyük bir tehdidin kapanında.

Etrafımız vahşi emellerle kuşatılmış.

Türkiye siyasi, sosyal ve ekonomik çembere alınmış.

Milli bekamız bıçak sırtında, milli güvenliğimiz diken üstünde.

Ya istiklal kararında olacağız, ya imhaya razı geleceğiz.

Ya beka ya da bela diyeceğiz.

Kemal Kılıçdaroğlu Kuvayi İnzibatiye’nin yolundan gitsin gidebildiği kadar.

Anzavur’un, Ali Kemal’in, Sait Molla’nın, tüm mandacıların izinden yürüsün yürüyebildiği kadar.

Biz Türk asırlarının beka davasını sonuna kadar savunacağız.

Biz Türk milleti için her fedakarlığa hazır olacağız.

“Bir Ülkünün Peşinde 50 Yıl”ı geride bıraktık, nice 50 yıllara ulaşmak için yine Adana’dan yola koyulacağız.

Hevesle, heyecanla, imanla, akılla, yürekle, iradeyle, vazgeçilmez yeminle mutlaka başaracağız, muhakkak davamızı yaşatacağız.

Birgün bu salondakiler toprak olduğunda, niyazım odur ki, arkamızdan gelen nesiller milli beka mücadelemizi iftiharla ansınlar, davaya sadakatimizi Fatihalarla yad etsinler.

Allah şahit, çıkarlarımızın peşine değil, ülkülerimizin peşine düştük.

Bayrak inmez diyen birileri var.

Ezan susmaz diyen birileri var.

Şehitler ölmez diyen birileri var.

Vatan bölünmez diyen birileri var.

O birileri buradadır, vatanın her yöresindedir, “Vazgeçilmez Yeminle 50 Yıl”dan doğup gelmişler, Milli Mücadele fikriyatını kendilerine rehber edinmişlerdir.

 “Bir Ülkünün Peşinde 50 Yıl” hayırlı olsun.

 “Vazgeçilmez Yeminle 50 Yıl güzelliklere vesile olsun.

Sağ Olun, Var Olun, Ne Mutlu Türküm Diyene.

Bu haber 19 kez okundu.
Hareketli Manşet - 16:41 A A
BENZER HABERLER

YORUM BIRAK

YORUMLAR

Hiç yorum yapılmamış.

VİDEO HABERLER

HABER LİSTESİ

  • 01
    Vali Davut Gül MAREV’i ziyaret etti
    Mardinliler Eğitim kültür ve Dayanışma Vakfı’nı ziyaret eden Gaziantep Valisi Davut Gül Başkan Abdülkerim Arslan’dan vakfı çalışmaları hakkında bilgi aldı. Gaziantep Valisi Davut Gül kısa adı MAREV olan Mardinliler Eğitim Kültür ve Dayanışma Vakfı’nı ziyaret ederek çalışmalar hakkında bilgi aldı. Mardinli Sanayici Ve İş Adamı Mahsum Altunkaya’nın da hazır bulunduğu ziyarette Başkan Abdülkerim Arslan önceliklerinin […]
  • 02
    GKV Özel Okullarında Noterli Ön Kayıt Heyecanı
    Gaziantep Kolej Vakfı Özel İlkokulu’nda bu yıl birinci sınıfa başlayacak öğrencilerle ilgili düzenlenen tanıtım toplantısının ardından noter huzurunda kura çekilerek öğrencilerin ön kayıt sıra numarası alması sağlandı. Yoğun ilgi gören tanıtım programında 2019-2020 eğitim öğretim yılında birinci sınıf okutacak öğretmenlerle veliler de bir araya gelerek karşılıklı görüş alışverişinde bulundu. Anadolu’nun en köklü eğitim kalesi niteliğini […]
  • 03
    Jandarma’dan tarihi eser operasyonu
    Gaziantep İl Jandarma Komutanlığı tarafından operasyonda birçok tarihi esere el konuldu. Jandarma’nın gerçekleştirdiği operasyonda çeşitli dönemlere ait 1857 adet sikke, 538 adet altın yüzük, çeşitli mühürler ve değerli taşlardan oluşan takılar ele geçirildi. Yurtdışına satılma hazırlığının olduğu bilgisi alınması üzerine gerçekleşen operasyonda toplam 2395 parçadan oluşan tarihi esere el konularak Zeugma Müze Müdürlüğüne teslim edildi. Olayın […]
  • 04
    Şehitkamil’de Nesrin Tuncel çalışmalarını aralıksız sürdürüyor
    CHP Şehitkamil Belediye Başkan Adayı Avukat Nesrin Tuncel seçim çalışmalarına tüm hızıyla devam ediyor. Gittiği her yerde bütün kesimler tarafından büyük bir sevgi seliyle ve ilgiyle karşılanan Tuncel, Selimiye ve Kayaönü Mahallesi’nde birçok aileyi ziyaret etti. Mahalleli, geçim derdinden yakınırken, umutlarının Nesrin Tuncel olduğunu vurguladılar. TUNCEL VATANDAŞI DİNLEDİ CHP Şehitkamil Belediye Başkanı Adayı Nesrin Tuncel, […]
  • 05
    2018’de Gaziantep’te 29 bin ev satıldı
    TÜİK Gaziantep Bölge Müdürlüğü tarafından yapılan açıklamada, 2018 yılı konut satış istatistikleri değerlendirildi. Açıklamada Türkiye genelinde 2018 yılında 1.375.398 konutun satış sonucu el değiştirdiği belirtildi. Gaziantep’te ise 2018 yılında 29.240 konutun el değiştirdiği ve Gaziantep’in tüm iller içinde 12. sırada yer aldığı bildirildi. Hem Türkiye hem de Gaziantep’te konut satışları 2018 yılında bir önceki yıla […]

GÜNLÜK BURÇLAR

YOL DURUMU