Gaziantep Haber, Gaziantep Gastronomi, Gaziantep Son Dakika, Gaziantep Sağlık

Gaziantep Haber, Gaziantep Gastronomi, Gaziantep Son Dakika, Gaziantep Sağlık

DEMOKRASİ İÇİN KARNIN TOK OLACAK

Gazeteci Araştırmacı Yazar Banu Avar Eğitim-İş sendikasının konuğu olarak Şehitkamil Belediyesi Konferans salonunda Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu ve Kurtuluş Mücadelesini özetleyen bir konferans verdi.

Banu Avar Avrupa’nın birçok ülkesini gezdiğini ve tüm istihbarat birimlerinin en üst düzey yöneticilerinin Türkiye’nin zayıf noktalarını çok iyi bildiklerini açık açık söylediklerini dile getirerek, Türk-Kürt, Laik-Müslüman, Alevi-Sünni konusunun Türkiye’nin yumuşak karnı olduğu vurgusunu yaptı.

Avar; “ Bu istihbarat birimleri, Türk-Kürt, Laik-Müslüman, Alevi-Sünni noktalarında bizim zayıf olduğumuzu gayet iyi biliyorlar. Emin Değer “Ortadaki Balık Türkiye” kitabında bu konuyu çok iyi bir şekilde işlemiştir, bu kitap adeta bir üniversitedir, bu kitabı okuyan iyi bir üniversite bitirmiş gibi olur. Bu kitapta bütün ülkelerde uygulanan yıkım tarihinden bahseder. Şöyle anlatır Emin Değer hocam: “ Amerika öncelikle hedef ülkede kendisine karşı saygılı olacak bir Devlet Başkanı bulur ve bunu tespit ettikten sonra oluşturduğu fonlarla bu devlet başkanını destekler. Politik haritaları eline verir, basın yayın organlarını onları seçime hazırlasın diye kollar, gazetecilerin cebine para koyar ve doğal olarak istenmeyen adamı gönderir yerine kendisine saygı duyan adamı getirir.” Bütün ülkelerde yaptıkları bu kadar basit ve nettir.  Bu olay Atatürk’ün ölümünden itibaren başlamıştır. Bu şablon içerisinde kullanılacak parlak insanlar bulunarak aynı zamanda bu insanların hırslı olmasına özen gösteriliyor. Kendi milletinden ziyade kesinlikle batıya gidilmesi konusunda ısrarcı olan, batılı olmayı bir halt zanneden kişileri seçmeye özen gösteren Amerika bunları seçip çeşitli şekillerde beyinlerini yıkayarak öncü bir kuşak yaratmıştır. Gazi Paşa’nın ölümünün üzerinden 5 ay sonra, Gazi paşa’yı anlamayıp sadece inananlar’ asıllarına rücu etmişlerdir. 2. paylaşım Savaşına kadar ‘ecnebi uzmanlar’ yurdun tüm açık yaralarına dair raporlarını hazırlamışlar,2. Dünya savaşı ile bir süre buna ara vermişlerdir. Yalta’da yeni bir düzen kurulmuş ve artık Avrupa’nın mührünü Amerika almıştır. Savaşın sonunda ‘yenidünya’ sırtlanları İsmet İnönü’yü bir sömürge anlaşmasına daha razı etmişlerdir. Marshall yardımı çerçevesinde imzalanan anlaşma, Kurtuluş’tan 24 yıl sonra Türkiye’yi esir ederek, Türkiye önce Dünya Bankası ve İMF denetimine girmiş sonra NATO’ya alınarak bedelini Kore’de kanla ödemiştir. Üstüne üstlük ‘Canım Amerika’ diye şarkılar söyleyerek!

MARSHALL EKONOMİK YARDIMI EĞİTİM VE BASIN ALANINDA AMERİKAN EGEMENLİĞİNİ HÂKİM KILMIŞTIR

1965 yılındaki Podol raporuna bakıldığında,1945 yılında alınmaya başlanan Marshall ekonomik yardımı ile ekonominin yanı sıra eğitim ve basında da Amerika Türkiye’ye egemen olmaya başlamıştır. Yapılan bu anlaşma sadece ekonomik bir anlaşma olmayıp şu anda yürürlükte olan bütün eğitim yasaları o gün imzalanmış, kurulan eğitim komisyonunun başına Amerikan Büyükelçisi getirilmiştir. Bu komisyonda 4 Türk, 4 Amerikan olacak ancak Amerikan Büyükelçisinin iki oyu olacaktı. Bu nedenle ben şuanda karşıyım bu 4+4+4 demeye, çünkü çok büyük bir aldatmaca bu rakamlar. Rakam konuşmaya gerek yok, bu eğitim sistemi paramparça bir eğitim sistemidir. Sizi bireyselleştiren, Hıristiyanlaştıran bir eğitim sistemi. Sadece 12 yıl sonra bambaşka insanlar yetişecek bu ülkede. Beraber, ortak hiçbir şey kalmayacak, bunların planı yapılıyor. Bu ülkede onlar için en büyük problem bizim İslami bir yapımızın olması ve el ele vererek birlikte hareket kabiliyetimizin olması. İşte ılımlı İslamcılarla beraber Amerika bunu yıkmaya çalışıyor.

DEMOKRASİ İÇİN KARNIN TOK OLACAK

Öyle bir dönemden geçiyoruz ki 1919-20’li dönemlere çok benziyor. Sizleri seçimlerde oy kullanmaya nasıl hazırlıyorlar: Ekranlardan, büyük alışveriş merkezlerinden, çeşitli basın ve yayın organlarından ve okullardan hazırlıyorlar. Siz şartlanarak oy kullanıyorsunuz. Atatürk; “ Demokrasinin varlığı için mali bağımsızlık gerekir diyor.” Demokrasinin yerine gelebilmesi için karnın tok olacak, karnında en ufak bir gurultu olduğu anda senin demokratik bir şekilde hareket edebilme imkânın yoktur. Çok açım alıyım şu yardımı, oy veririm bir şey olmaz koşullarında demokratik seçim olmasına imkân yoktur. Bu nedenle ne Amerika’da, ne Fildişi Sahillerinde, ne de Türkiye’de demokratik bir seçim olması mümkün değildir.

SALTANATIN GİZLİ ANTLAŞMALARI GAYET İYİ BİLİNİYOR

Bugün zavallı saltanatın yürek burkan hikâyesini yazanlar ve ABD adına Neo Osmanlı düşüncesine zemin hazırlayanlar bu gizli anlaşmaları gayet iyi biliyorlar. Bu anlaşmalara göre Saltanat; İngiliz mandasına girmeyi, bağımsız Kürdistan projesinin hayata geçmesini, Hilafet nüfuzunun İngiliz çıkarları için diğer Müslüman ülkelerde kullanılmasını, Türk milli kuvvetlerini bastırmak için Hilafet ordusu oluşturmayı, Kıbrıs’tan tümüyle vazgeçmeyi 12 Eylül 1919’da kabul etmişti. İngiliz Severler Cemiyeti tek başına değildi. Kürt Teali Cemiyeti de Sait Molla ile el eleydi. İngiliz kontrolündeki Askeri Nigahban Cemiyeti vatanseverleri yok etmekle görevliydi. Sahte imamlarla Milli Direnişi kırmak için uğraşan Teali İslam Cemiyeti de İngiliz parasıyla iş çevirmekteydi.

ATATÜRK, BİRLİK VE BERABERLİK İÇİN SİYASİ PARTİ KURDURMAMIŞTIR

Kurtuluş düşüncesinin başladığı ilk yer Halep ve Antep’tir. Burada yiğit insanlar bir araya gelmişlerdir.  Antep, Trabzon, İzmir’de birileri el ele vermeye başlamışlardır. Bunların hepsi sağ değil, sol değil, ama içlerinde dini hassasiyeti olanlar, Türkçüler, sağcılar ve solcular her kesimden insanlar aynı odaklarda el ele vermişler, yaklaşık 6 aylık kısa bir süre içerisinde bir takım küçük gruplar sistemli bir şekilde çalışmaya başlamışlardır. Amasya, Erzurum ve Sivas kongre kayıtlarında İttihat ve Terakkinin siyasi parti olması ile ilgili Atatürk’ün çok güzel bir sözü vardır: “ Parti sadece milli zeminde kurulur, milli zemin yoksa demokrasinin ilk adımı yoktur. Bu şekilde milli zemin kurulmadığı sürece parti kurulamaz.” Eğer partiler gerçekten demokrasinin adımı olsaydı o zaman Osmanlı demokrat olurdu, çünkü çok sayıda parti vardı. Irak’ta şu anda onlarca parti var demokrat mı, hayır. Demek ki siyasi partilerin ve meclisin demokrasi ile en ufak bir ilgisi yok. Dolayısıyla Atatürk bu sözleri ile İttihat ve Terakkinin siyasi parti olmasını istemiyor. Atatürk 1918 ile 1923 yılları arasında siyasi parti kurdurmuyor, çünkü bunun bölünmelere sebep olacağını biliyor.

Ortalıkta bir tehlike var ve bu tehlikeye karşı yapmamız gereken el ele vermektir. Oturup Hürrem Sultanı, Lale Devrini izlemekle olmaz bu iş, çalışıp gayret etmek gerekir. Bir elektrik şebekesi gibi devreye giren tarihin emridir Atatürk. Bizim insanımız durduk yerde gel beraber olalım demez ancak elektrik şebekesi devreye girdiğinde şak diye birbirini kucaklayacaktır. Ben bugün Milli Müdafaa dönemindeki namus cephesinin yeniden kurulması gerektiğini düşünüyorum ve bunun öncüsünün de kadınlar olması gerektiği inancındayım. Çünkü herhangi bir savaş esnasında ilk olarak kadınların namusu elden gidecektir. Fatma Bacıyı hatırlayın Amerikan askerlerinin tecavüz ettiği ve karnında kimin olduğunu bilmediği çocuğunu düşünün. Günlerce canına kıymak için çalıştığını ve gelin bizi bombalayın feryatlarını hatırlayın. Gün namus günüdür ve biz kadınlar öncelikle kendi namusumuzu korumalıyız.” dedi.

Gazeteci Banu Avar tüm televizyonların kendisine kapatıldığını ve gittiği her şehirde salonların fiyatlarının da bilinçli bir şekilde yükseltildiğini söyleyerek “Mücadelem bu Milletin Milli Ruhunu kaybetmemesi içindir. Kuvay-i Milliye ruhu halen var ve biz ne olursak olalım sağ, sol, alevi, Sünni, ak, kara… Fakat söz konusu tehlike yaklaştığında tek yumruk olmayı başarmalı, milli şuurumuzu kaybetmemeliyiz ifadesini kullandı.

Şehitkâmil Kültür Merkezinde düzenlenen konferans’a çok sayıda vatandaş katıldı. Konferans sonrasında soruları yanıtlayan Avar sevenlerinin kitaplarını imzalarken onlarla uzun uzun sohbet etti. Aynı zamanda üniversitelere de giremediğini dile getiren Gazeteci-yazar Banu Avar “kanımın son damlasına kadar mücadele edeceğim. Sendikaların hangisi olursa olsun benim için önemli değil davet edildiğim takdirde her zaman orda olacağım. 19 Mayıs’ta da Samsun’da olmaya karar verdim” dedi.

NARKOZ HABER GAZETESİ

Etiketler: » » » » »
419 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

4+8 = ?