Gaziantep Haber, Gaziantep Gastronomi, Gaziantep Son Dakika, Gaziantep Sağlık

Gaziantep Haber, Gaziantep Gastronomi, Gaziantep Son Dakika, Gaziantep Sağlık
26 Aralık 2011

GELECEĞİMİZE TUĞLA KOYMA TOPLANTISI

Eğitimle ilgili yapılan her toplantı beni heyecanlandırır, acaba olumlu bir gelişme olur mu diye ümitlendirir. “Geleceğimize Bir Tuğla da Sen Koy” sloganlı toplantıya da bu duygularla gittim.

24 Aralık Cumartesi Gaziantep’te yapılan, Milli Eğitim Bakanımız, Aileden ve Sosyal Politikalar Bakanımız, AKP Gaziantep Milletvekillerimiz (Hüseyin Çelik hariç), iş adamlarımız, sanayicilerimiz ve gelmesi bir “resmi yazıyla” nazikçe(!) sağlanan okul müdür ve idarecilerimizin katıldığı, her şeye rağmen salonun doldurulamadığı bu toplantıya Türk Eğitim Sendikasını temsilen ben de katıldım. Saat 13.00 da başlayan toplantıya, sabrımın sınırlarını da zorlayarak, ancak saat 15.00’a kadar tahammül edebildim. Benim gibi tahammül edemeyip “sıvışanlar”a katılarak, zekâmla daha fazla alay edilmesine müsaade etmeden salondan ayrıldım.

Hiçbir masraftan kaçılmayan, sahne dekorundan davetiyelere kadar en pahalısından kullanılan, sazla-sözle süslenen organizasyona renk katsın diye sunucu olarak sempatik hanım Berna Laçin çağırılmış ve yanına da Prof. Dr. Mehmet Mutaf’ın eşlik etmesi sağlanmıştı. İyi ki Sayın Mutaf vardı, zeki biri olduğunu orada da gösterdi ve kendisine söz fırsatı geldikçe toplantının verimini artırmaya, doğru noktalara dikkat çekmeye çalışıyordu ama bu, toplantının “yavan”lığını gidermeye yetmedi.

Toplantı başlayıp, Berna Laçin’in Gaziantep’e yaptığı iltifatlardan sonra kürsüye gelen İl Milli Eğitim Müdür Vekili ve MEB Danışmanı Ekrem Serin’in son derece yetersiz, acemice ve eksiklerle dolu, iş adamlarına “okul veya derslik yaptırsanız vergiden düşersiniz nasıl olsa” mesajı veren sunumu, Sayın Serin’in liyakatini(!) ve işgal ettiği makama nasıl getirildiğini bana bir kez daha düşündürdü. Mademki sanayici ve işadamlarımız okul veya derslik yaptırınca devlete verdiği vergiden bunu düşeceklerdi, o halde devletin işadamı ve sanayiciden vergisini tam alıp kendisinin niye okul yapmadığı geldi aklıma. Sabit gelirli işçi veya memur değilse, bu vergi işi, kazananın insafına bırakılmış ve devletin bu kişilerden vergisini almadığını/alamadığını ya da sadece istediğinden aldığını düşündüm. Vergi vermediği için parası cebinde kalan birilerinin okul veya derslik yaptırınca ve üstelik bunun parasını da zaten kıt verdiği vergiden düşüp, şan-şeref sahibi olmasının nasıl bir hakkaniyet olduğu beynimi acıttı. Oysa ben sabit gelirli birisiydim. Dolaylı ve dolaysız vergilerle, her ay kazancının %53’ünü devlete vergi olarak veren, bana kalan %47 ile de geçimini sağlayan, üniversitede öğrenci okutan bir vatandaş olarak, “geleceğimize bir tuğla” koysam bunun parasını vergilerimden düşemeyeceğimi biliyordum. Gelir dağılımı adaletsizliğinde Dünyada en ön sırlarda olduğumuzu ve AKP iktidarının yönetimde olduğunu hatırlarken, aklıma ortaokul sıralarında okuduğum J.Mario Simmel’in “Ağla Sevgili Memleketim” adlı kitabı geldi.

Daha sonra kürsüye çıkan Sayın Valimiz, İl Milli Eğitim Müdürlüğünün kendisine aktardığı yanlış ve eksik bilgilere dayanarak bir konuşma yaptı, rakamlar ve oranlar verdi. Bu şehrin sokaktaki simitçisinden en zenginine kadar herkesten bu kampanyaya destek olmasını istedi. Sayın Valinin iyi niyetinden şüphe etmemiz mümkün değildir, Gaziantep için bir şeyler yapma derdinde olduğu ortadadır. Ancak, Sayın Ekrem Serin’in üstün liyakatiyle(!) müdürlüğünü yaptığı bir birimden gelen bilgileri de birkaç kez daha düşünmesini ve başka kaynaklardan da araştırması gerektiğini belirtmek zorundayım. Çünkü kendisinden sonra kürsüye çıkan Ticaret Odası Başkanı Sayın Mehmet Aslan, haklı olarak, yanlış ve eksik bilgileri düzeltme gereği duydu. Ticaret Odası Başkanının eğitim, okullaşma, nüfus artışı, istihdam vs. konularından kentin İl Milli Eğitim Müdüründen ve Valisinden daha donanımlı olması sanırım sık rastlanan bir durum değildir. Bu durum, Sayın Mehmet Aslan’ın yeteneklerinden mi, Sayın Valiyi bilgilendiren birimlerin yetersizliğinden mi kaynaklanıyor üzerinde düşünülmesi gerektir.

Burada toplantıyı baştan sona anlatacak değilim. Ancak en önemli hususlar yine atlandı, yine ”havanda su dövme” toplantısı yapıldı, bir eğitimci olarak zekâmla alay edildiğini hissettim. Gaziantep’in eğitimdeki başarısızlığının tek sorumlusu, derslik açığı ve nüfus artışı olarak gösterildi. Dokuz AKP milletvekiline sahip Gaziantep’in milli eğitiminde 4.000 civarındaki öğretmen açığı, Milli Eğitim Bakanı da oradayken gündeme getirilmedi, “Gaziantep’e öğretmen istiyoruz Sayın Bakan” denmedi. Milli Eğitimdeki yönetim zafiyetinin, yandaş kadrolaşmanın kapağı bile kaldırılmadı. Gaziantep’te milli eğitimin kimlerin yönetiminde olduğunun, adaletsizliğin, öğretmenlerin 10 yıldır neler çektiğinin, önceliklerinin eğitim olmaktan çıkartılıp, paradigmalarının değiştirilip, hak hukuk tanımazlık, siyasi yandaşlık üstüne kurgulandığının üstü örtüldü. Bütün toplantı, Gaziantep’te 4500 civarında derslik açığı olduğu üzerine kurgulandı. Derslik açığı olduğu doğrudur ama fiziki şartların eğitim üzerindeki etkisinin öğretmen açığı ve kalitesinin yanında ne kadar küçük kaldığı konusunda bilimsel araştırmalar akla bile gelmedi. Kısacası Gaziantep’in eğitim sorunu ve kalitesi konusunda en önemli faktör olan öğretmen ve dolayısıyla insan faktörü, iktidar partisini rahatsız etmemesi için olsa gerek, hiç gündeme getirilmedi. Sorun, materyalist şekilde dört duvar açığına bağlandı ve ana teması “tuğla” oldu. Oysa hadi derslik yoktu ama bu ülkede açıkta bekleyen, ataması yapılmayan 350.000 öğretmen iş beklemekteydi.

Gaziantep’in köy düğünlerinde takı töreninin adı “şabaş”tır. Düğün alanında bir daire yapılır, şabaşta çok para takacak adamlar en başa oturtulur. Davulcu gider bir köçek eteği giyer, oynar, takla atar, türlü şaklabanlıklar yapar ve “şabaş ağaya” diye bağırır. Ağa denen kişi, davulcunun yeterince şaklabanlık yaptığına kani olunca çıkarır parayı ya da takıyı verir. Daha sonra davulcu yine köçeklik yaparak sıradaki kişiye “şabaş” çağırmaya başlar.

Bu toplantıda varlıklı iş adamlarımızın salonun ön sıralarına yan yana dizilip, sunucunun ve kürsüye çıkan her konuşmacının, derslik ve okul talep etmesini izleyince aklıma bizim köy düğünleri ve “şabaş” geldi.

Acı bir tebessümü sadece ben hissetim dudaklarımda. Demek ki Gaziantep’in eğitimi şabaşa kalmıştı…

Şabaş ağaya, şabaş…!

Mustafa KIZIKLI

Etiketler:
722 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

6+9 = ?