Gaziantep Haber, Gaziantep Gastronomi, Gaziantep Son Dakika, Gaziantep Sağlık

Gaziantep Haber, Gaziantep Gastronomi, Gaziantep Son Dakika, Gaziantep Sağlık
11 Eylül 2012

İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİNİ ANLAMAK

Türkiye, son yıllarda iş sağlığı ve güvenliği konusuna özel bir önem vermeye başladı. Bu maksatla, son olarak da 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu çıkarıldı. Kanunla, iş sağlığı ve güvenliği konusunda daha önce sadece sanayiden sayılan işyerlerine zorunlu tutulan uygulamalar, bazı özel yerler hariç olmak üzere, nerdeyse insan çalıştıran her yere zorunlu kılındı ve ciddi yaptırımlar, cezai müeyyideler getirildi.

İş sağlığı ve güvenliği konusundaki gelişmelerin sadece insana verilen değerin artışından, hümanizmden kaynaklandığını düşünmek biraz romantik bir yaklaşım olur. Global sermayenin kontrolündeki ekonomik sistemlerin böyle bir bakış açısıyla düzenleme yapması pek gerçekçi değildir. Fakat uygulamaların sonuçları açısından düşünüldüğünde çalışan insanın da bu gelişmelerden faydalanacağı aşikardır. Bu uygulamalar, bazı işverenlerin aleyhine bile olsa, hem devletin, hem sigortacılık alanındaki sermayenin, hem de çalışanın ortak menfaatine olduğundan, önümüzdeki süreçte de iş sağlığı ve güvenliği konusunda gelişmelerin devam edeceği, öneminin artacağı söylenebilir.

İş sağlığı ve güvenliği düzenlemeleri, özellikle ülkemizde, tamamen insan sevgisinden kaynaklanmadığına göre, asıl sebepleri ve ne yapılmak istendiğini analiz etmekte fayda vardır.

Bu düzenlemeleri zorunlu kılan başlıca sebepler şunlardır;

1- İş kazalarının çokluğunda Avrupa’da birinci, Dünya’da üçüncü durumdayız. İmza atılan ILO sözleşmeleri gibi uluslararası anlaşmalar karşısında zor durumda kalıyoruz ve bu durum Avrupa Birliğine girme gayretindeki ülkemizin elini sıkıntıya sokuyor.

2- İş kazaları ve meslek hastalıkları nedeniyle kayıp iş saati süresi üretimde kayıplara neden oluyor ve bu durum ekonomiye olumsuz yansırken, sağlık giderlerini artırıyor.

3- İş sağlığı ve güvenliği açısından yasal boşlukları bulunan, yeterince denetlenmeyen işyerlerinde meydana gelen iş kazalarından doğan tazminatlar ve meslek hastalıklarının ortaya çıkardığı sağlık masrafları, sosyal güvenlik siteminin sırtına ağır bir yük olarak binmekte ve devlet bütçesini zorlamaktadır.

4- Artık ülkeler, bir malı veya hizmeti alırken, sadece kalitesine ve fiyatına değil hangi şartlarda üretildiğine da bakmaktadırlar. İş sağlığı ve güvenliği konusunda yetersiz şartlarda üretilen ürünlerin ihracatında sorun çıkabilmekte, rekabet şansını olumsuz etkilemektedir.

Bütün bunların yanında, sosyal güvenliği ve sağlık sistemini özelleştirme gayreti içinde olan devletin karşılaştığı bir güçlük var ki iş sağlığı ve güvenliği düzenlemeleriyle bu güçlük aşılmak istenmektedir. Şimdiye kadar çalışanların iş kazaları ve meslek hastalıklarından doğan masraflarının nerdeyse tümünü karşılayan devlet, aynı zamanda emeklilik maaş ve giderlerini de karşılamaktaydı. Bu da, Sosyal Güvenlik Kurumunun devlet bütçesi içindeki payını artırmakta, gelirlerin giderlerden fazla olmasını sağlayarak “kara delik” oluşturmaktaydı. Böyle bir sistem, rantabl (kârlı) bir iş olmadığından özel sektör tarafından cazip görülmüyor, istekli olunmuyor, sistem özelleştirilemiyordu.

Bu sistemi rantabl hale getirmek için SGK yasası düzenlemeleriyle önce emeklilik yaşı ve prim ödeme sayısı yükseltildi, emeklilik maaş ve tazminat giderlerinin azaltılması için önlemler alındı, çeşitli kısıtlamalara gidildi, sağlık giderlerinde çalışan tarafından ödenecek katkı payları getirildi. Fakat bütün bunlara rağmen, sosyal güvenlik sitemi halen kendi kendini çevirebilecek duruma gelememiş, devlet bütçesi üzerindeki yükü istenilen seviyeye indirilememiştir.

Buna benzer şekilde, aslında sigara içilmesine getirilen kısıtlamaların esas amaçlarından birinin de, devletin yurttaşlarının sağlığı kaygısından daha çok, sosyal güvenlik siteminde sağlık giderlerinin düşürülmesi amacı olduğunu söylemek de bakış açısını kavramamıza yardım eder.

Bu noktada “meslek hastalığı” kavramı gibi, halen sağlık giderlerinde ciddi bir payı olan bir konu karşımıza çıkmaktadır ki endüstrileşen ülkelerin en büyük sorunlarından biridir. İş kazalarında Avrupa’da birinci, Dünya’da üçüncü olan ülkemizde, meslek hastalıkları konusunda istatistiklerin çok üstünde, çok vahim bir durumda olduğumuz tahmin edilmektedir. Kamuoyunun bilinç düzeyindeki eksiklik, “ne gelirse Hak’tan gelir” şeklindeki “tevekkül” anlayışı, yasal düzenlemelerdeki eksiklik, meslek hastalıklarının diğer doğal hastalıklarla karıştırılmasına sebep olmakta ve istatistiklere gerçek rakamlar yansımamaktadır.  Fakat ne şekilde olursa olsun, sosyal güvenlik sistemine ciddi bir mali yük getirdiği bilinmektedir.  Bunun böyle süreceği düşünülmemeli ve meslek hastalığı bilincinin bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de hızla gelişmekte, insanların olayın farkına vardıkları bilinmelidir. Bunun sonucu olarak da meslek hastalığına yakalanan insanların devlet ve işveren hakkında açtıkları hukuki davalar her gün artmaktadır.

Bütün bu açıklamalardan sonra, iş ve sektör ayrımı yapmadan, kamu kurumu veya özel sektörde personel çalıştıran her işveren, İş Sağlığı ve Güvenliği konusundaki yasal düzenlemelerden şunları anlamak zorundadır.

Devlet işverene diyor ki;

1- İş sağlığı ve güvenliği konusunda gerekli bütçeyi ayıracaksın, bu konuda yetkin personel çalıştıracaksın ya da hizmet satın alacaksın.

2- Senin hatlarından, eksikliklerinden doğan hiçbir yükü artık ben çekmem, seni sorumlu tutarım, sana ödetirim.

3- İşyerinde kaza olmasını beklemeden risk analizlerini yaptırıp gerekli bütün önlemleri alacaksın, eksikliklerini gidereceksin ve sürekli güncelleyeceksin, aksi halde sana cezai yaptırımlar uygularım ve olan bir iş kazasından dolayı kişinin zararlarını, tazminatlarını ve sair giderlerini misliyle senden alırım.

4- Çalıştırdığın hiç kimseyi kısa vadede veya uzun vadede hasta etmeyeceksin, çalışma ortamını sağlıklı hale getireceksin, onların sağlığına özen göstereceksin, sağlık kontrollerini işe girişte ve periyodik olarak yapacaksın, aksi durumda bunu takip ederim, tespit ederim ve bütün sağlık giderlerini senden fazlasıyla alırım.

5- İş yerinde eğitimsiz, cahil, vasıfsız çalışan istemiyorum, gerekli eğitimleri vereceksin, bilinç düzeyini artıracaksın, bunu belgeleyeceksin, aksi halde sana cezai yaptırımlar uygularım.

6- Mal ve hizmet üretimi yaparken personel çalıştırma konusunda etik kurallara uyacaksın.

7- Çalışanların sosyal ve biyolojik ihtiyaçlarına da dikkat edecek; duş, lavabo, yemekhane, emzirme odası, kreş, hijyen vs. yasal sorumlulukları yerine getireceksin, aksi halde kötü şartlarda çalışılmasına izin vermem, cezai yaptırımlar uygularım.

Kamu ve özel sektördeki işverenlerimize düşen ise; bir an önce, devletin kendilerine yasal düzenlemelerle söylediği bu mesajları doğru anlamaları, içselleştirmeleri, kurum kültürlerini bunlara göre oluşturmaları ve vakit geçirmeden uygulamaya geçmeleridir. Aksi halde, çok uzun olmayan bir zaman dilimi içinde, hukuki ve maddi olarak çok  ciddi sıkıntılara girecek, kaçındıkları masraflardan çok daha fazla maliyetleri ve bedelleri ödemek zorunda kalacaklardır.

Mustafa KIZIKLI
İş Güvenliği Uzmanı (ÇSGB Sertifika No:5441)
Mesleki ve Teknik Eğitim Uzmanı (MEB Sertifika No:035549)

www.isguvenmer.com

Etiketler: » » » » » »
620 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

8+2 = ?