logo

Prof. Dr. Haluk Savaş terörün psikolojik boyutları anlattı

Prof. Dr. Haluk Savaş  terörün psikolojik boyutları anlattı

 

terör-psikolojiGaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Haluk Savaş terör olgusunun farklı psikolojik boyutlarını değerlendirdi.

Kendisinin bilimsel analizleri dışında terör bağlamında yaşanmışlıkları da önemli çünkü 1 Mayıs günü Gaziantep Emniyet Müdürlüğüne yapılan bombalı saldırı mevkisiyle Haluk Savaş’ın muayenehanesi arasında sadece 150 metrelik bir mesafe vardı.

Açık Gazete’den Savash Porgham’ın sorularını yanıtlayan Prof. Dr. Haluk Savaş, terörün psikiyatrik tanımından terör eylemlerini yapanların psikolojik profiline, şehirlerde patlayan bombalar ve süren çatışmaların o bölgede yaşayan halkı nasıl etkilediğinden halkın psikolojik durumunun bilimsel analizine, neden toplumsal olarak temel insani olaylara artık birlikte tepki verilemediğinden sosyal medyada yayılan terör iletileri insanların psikolojisini nasıl etkilediğine, terör olaylarından sonra hayata devam edebilmek ve korkuları yenmek için neler yapmak gerektiği gibi merak edilen pek çok konu hakkında değerlendirmelerde bulundu.

Terörün doğrudan psikolojik bir tanımı olmadığını belirten Prof. Dr. Haluk Savaş, “teröre yönelik şiddet” ve “şiddet” olgularının bir düzeyde psikolojik tanıma sahip olduğunu ifade etti. Şiddet davranışının başkalarına karşı fiziksel, sözel, canına kast etmeyi de içerecek kadar derin bir öfkeyle hareket edilerek yapılan eylemler olduğunu söyleyen Prof. Dr. Haluk Savaş, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Terör ise daha çok toplumsal nedenleri ve sonuçları olan şiddet eylemleridir ve bireysel anlamda ele alınabilecek bir suç değildir. Terör çoğu zaman bir kişinin ait olduğu dar toplumun geniş bir topluma karşı derin bir öfkesini içerir. Bu öfkenin genellikle bir mağduriyete dayalı hikayesi vardır. Bu mağduriyetin bir biçimde altı çizilerek toplumda bir değişimi meşru ve demokratik yollardan gerçekleştiremeyeceklerine dair bir inançları olabilir. Eğer terör uygulayacak bir grup varsa mağduriyeti şiddet eylemleri boyutuna taşıyabilir. Böylelikle idari otoriteyi bir tür davranışa zorlama hedefi vardır ve kendince bir müzakere gücü oluşturmaya çalışır.”

Teröristlerin psikolojik olarak hasta oldukları sanılsa da yapılan çalışmaların bunun aksini gösterdiğini söyleyen Prof. Dr. Haluk Savaş, “teröristlerin üzerinde yapılan birçok çalışma onların oldukça sağlıklı olduklarını, ortalamanın üstünde bir eğitim düzeyine sahip olduklarını, önemli bir kısmının üniversite eğitimi almış olduğunu, ağır dengesizlikler ve akıl hastalıkları taşımadıklarını ortaya koymuştur. Bununla birlikte bir grup dinamiği içerisinde kişiler teröre müracaat edebilirler. Aynı hedefe meyil eden siyasal ve sosyal gruplar dışında terörizme meyil eden kişiler de vardır. Genellikle bu kişilerin çocukluk çağı yaşantılarının travmatik olduğu, aile içinde şiddet ve tacize uğradıkları gözlenir. Ancak çocukluk çağlarının travmatik geçmesi onların hasta kişiler oldukları anlamına gelmiyor” diyerek sözlerini sürdürdü.

Hiç kimsenin bir günde terörist olmadığını, bir ideoloji, din veya inanışı sindirmenin, bir sosyal grupla temas edip normlarına uymanın bir süreç içerisinde gerçekleştiğini ifade eden Prof. Dr. Haluk Savaş, bu minvalde şunları söyledi:

“Bu açıdan bakıldığında teröristler sadece suça meyilli salt psikopatlar olamazlar. Bu kişilerin bir düzeyde fedakârlık ve sadakat içeren bir yapıya sahip olmaları gerekir. Terörist ya da uç bir grubun içinde yaşayabilmek için toplumsal bir uyuma ihtiyaç vardır. İntihar bombacıları denilen grupta bu sadakatin en uç noktaya taşındığını görüyoruz. Yapılan intihar saldırılarının psikiyatrik hastalıklar nedeniyle olabileceği yapılan çalışmalarda kanıtlanamamıştır. İntihar eylemleri yapanlar dâhil teröristlerin genel ortalamasının hem zeka düzeyi açısından, hem akıl hastalığı açısından, hem kişilik bozukluğu(psikopatlık) açısından ortalama insanlardan daha düşük olmadığını ifade etmek gerekir. Söylemlerim terörü meşrulaştırmak gibi algılanabilir ancak analiz ettiğimizde ortaya çıkan veriler kişilerin hiç de zannettiğimiz kadar suça meyilli ve akıl hastası olmadığını net bir biçimde ortaya koyuyor.”

Prof. Dr. Haluk Savaş, bombalı saldırı ya da çatışma altında yaşayan halkta travma sonrası stres bozukluğu gözlendiği, aynı olayı defalarca yaşama, rüyalarında görme, yıllar boyunca kabus şeklinde patlamalar ve etrafındaki etkilerini yeniden görme, uykularında bozulma, hayata karşı motivasyonlarında bozulma, depresyon ve ciddi dikkat sorunları yaşayabileceklerinin altını çizdi. Bölge halkının karmaşık duygular içinde olduğunu belirten Prof. Dr. Haluk Savaş, kendi deneyiminden yola çıkarak çarpıcı örnekler verdi:

“1 Mayıs’ta Gaziantep Emniyet Müdürlüğü ve Vergi Dairesi’ne bombalı araçla yapılan intihar saldırısı benim çalıştığım muayenehaneye 150 metre kadar mesafede. Olay esnasında orada değildim ancak yaşananlar hakkında fikir sahibiyim. Bir de Ankara saldırısında üniversite öğrencisi oğlunu kaybeden bir anneyle görüşme yaptım. Kilis’teki patlamalara maruz kalan hastalarımızın bize ilettiği bilgiler de başka bir deneyimsel kaynaktır. Kilis’te devlet memuru bir hasta başından geçenleri şöyle anlatıyor: “Cuma namazına gidiyordum. Ben giderken bomba patlamış oluyor. Sonra camide namaz esnasında bir bomba daha hemen başımın üstünden geçip camiye yakın bir yerde patlıyor.” Hasta bunları anlatırken sanki bir savaş oyununu anlatır gibi konuşuyor. Çektiği sıkıntıyı, acıyı, ıstırabı, korkuyu ve dehşeti anlatıyor ama bir şehirde herkesin yaşadığı bir tür terör eylemi ve savaş hali kişinin kendisine dokunmadığı sürece savaş oyunu gibi hissedilebilir. Ancak bizzat zarar görüp ya da bir yakınını kaybettiğinde bu çok daha farklı bir olaya dönüşebiliyor.

Kendi deneyimimden hareketle söylersem; Gaziantep Emniyet Müdürlüğünde 2 polis şehit olup pek çok kişi yaralandığı için çok üzülüyorum, ancak ben patlama esnasında muayenehanemde bulunmadığım ve zarar görmediğim için şükür duygusu da hissediyorum. Bu çok karmaşık bir şey ve böyle bir his size ayrı bir utanç da yaşatıyor. Terör mağdurlarını gören insanların fazladan bir travmatik yaşamları oluyor; kendilerinin neden yaralanmadığı, kendilerinin neden hayatta kaldığı, kendilerinin neden zarar görmediği gibi bir tür suçluluk duygusu da hissediliyor. Hem sevinç hem de suçluluk duygusu oluşuyor. Ben Gaziantep’te yaklaşık 16 yıldır yaşıyorum. Anadolu’da en güvenli şehirlerden biri olarak gördüğüm bu şehir artık gittikçe daha güvensiz bir hal alıyor. Çocuklarım için tedirgin oluyorum. 12 yaşındaki oğlum bir kaç hafta önce Kilis’te atılan bombaları fark edip bana şu soruyu sordu: “Baba savaş Gaziantep’e gelirse biz ne yaparız, nereye gideriz?” Ben de Kilis’te cuma namazına giden, üstünden bomba geçip düşen o adamın tepkisiyle cevap verdiğimi hatırlıyorum. Yani, patlayan bütün bombalara rağmen çocuğum bu soruyu soruncaya dek gerçek anlamda bir tehdit algılamıyordum. Ama artık en son muayenehanemin dibine kadar gelip patlayan bomba çok ciddi bir tehditle karşı karşıya olduğumuzu bize anlatıyor.”

Farklı örgütlerin terör olaylarına karşı en temel insani duygularda bile toplumsal olarak aynı tepkinin verilemiyor olmasını bir topluma tam olarak aidiyetin gelişmemiş olmasına bağlayan Prof. Dr. Haluk Savaş,  “Gelişmiş ve ileri bir toplum gayri insani bu tutumlara karşı ortak tavır koyabilen bir toplumdur. Gerçekten medeni olan bir toplum her türlü şiddeti kınayabilme ve onun karşısında durabilme noktasında kararlılık gösterebilen, üst düzey gelenekleri oluşmuş bir toplumdur. Eğer ölenlerin karşı taraftan olduğu bir yerde siyasal görüşleriniz açısından siz gizliden gizliye seviniyor ve “lanet olsun, bu ülkemiz için çok aşağılık bir eylem” diyemiyorsanız yarın da sizin ölülerinize, sizin siyasal görüşlerinizden insanların ölümüne “karşı”dan saydığınız insanlar sevinecektir ki öyle olmaktadır. Bu maalesef tüm az gelişmiş toplumların doğasında olan bir şeydir. Biz birbirimizi öldüre öldüre, birbirimizin ölülerine sevine sevine daha az gelişmiş bir topluma dönüşüyoruz.  Teröre karşı birlikte tepki veremiyor olmak üzücü bir şey. Gerçek toplum önderlerinin, yani sağcı, solcu, dindar, laik/seküler ve diğer tüm grupların kanaat önderlerinin görebileceği en büyük hizmet başkalarının ölülerine de ağlayıp üzülmemizi teşvik etmek olmalıdır. Çünkü toplum bütünlüğünü sağlayacak şeyler ortak sevinç ve hüzünlerdir” ifadelerinin altını çizdi.

 

Ortadoğu’da terör iletişimi ve propagandası bağlamında Hollywood filmi kalitesinde çekilen videolarla yansıtılan şiddet olgusunun insanlar üzerinde daha fazla dehşet ve korku yaratmak amacıyla yapıldığını söyleyen Prof. Dr. Haluk Savaş, bu durumu şöyle açıklıyor:

“IŞİD yaptığı ilk eylemlerden birinde batılı bir gazetecinin boğazını kesip videosunu çekmişti. Orada kullanılan teknikler, giydirilen turuncu kıyafetler, başa çuval geçirmek, çöl gibi bir ortamda bu eylemi yapmak, katilin yüzü maskeli ve eli bıçaklı olmasını göstermek gibi olgular Brad Pitt’in Seven filmindeki katilin eylemlerini ve sahnelerini andıran parçalar gibi. Bunlar boşuna yapılmıyor, terör de en başta söylediğim gibi siyasal/sosyal değişimi hedefleyen bir eylem ve teröristler de ortalama insanlardan daha parlak ve daha eğitimliler. Tüm bunlara kafa yorup kurgu yapabilen bir organizasyondan bahsediyoruz. Geçmişte IRA’nın(İrlanda Kurtuluş Ordusu) İngiltere’deki eylemlerini akşam haberlerine yetişmek üzere yaptığı da düşünüldüğünde, terörün en önemli yöntemlerinden birisi hiç şüphesiz medya üzerinden propaganda sağlamaktır.

Dolayısıyla bunlar ne kadar ustaca kurgulanırsa bu eylemlerin şiddet sonuçları da toplumlarda o kadar etkili olacaktır. Burada iki durum söz konusudur: birincisi; terörün olduğundan daha büyük bir etkiyle algılanması, daha fazla korku ve dehşet saçması. İkincisi; uzun vadede bunun bir bilgisayar oyunu gibi algılanması. Böyle bir uyarıya çok kez maruz kaldığınızda kanıksama oluşur. Yani bir gerçeklikten çok sıradan bir televizyon yapımı gibi olur. Bu eylemleri IŞİD’in yaptığı düşünüldüğünde, bugüne kadar batı kamuoyunda islamofobi olarak söylenilen şey çok daha fazla artacak, orada yaşayan Müslümanlar zor durumda kalacaklar. Bu durum ilerleyen süreçlerde keskin bir doğu-batı kamplaşmasına sebep olabilir.

 

Terör eylemlerinin yarattığı psikolojik tahribata karşı koymak için insanlara “ölüme karşı hayatın yanında durmayı” öneren Prof. Dr. Haluk Savaş, bu durumla nasıl başa çıkılabileceği hakkında şu çözümleri sunuyor:

 

“Eğer terör eylemlerine bizzat maruz kaldıysak ve başta söylediğim “travma sonrası stres bozukluğu” belirtilerine sahipsek doğrudan psikiyatrik bir tedavi görmemiz gerekir. Şehirlere yayılan korkuya ilişkin olarak elbette hayatımızı korumak, temel güvenlik tedbirlerini almak hepimizin insani ihtiyacı. Etrafımızdaki insanlar ve yakınlarımızla dayanışmak ve tedbir önermek gayet anlaşılır bir durum. Fakat tüm bu tedbir ve yaklaşımlar hayat alanımızı tamamen ortadan kaldıracak düzeyde olmamalı. Bombalar tepemize de düşse hayat devam ediyor ve bununla baş edebilmek için yeniden hayatın olumlu anlarına odaklanıp yürümemiz gerekiyor. Sevdiklerimizle ortak anlar paylaşmayı asla terk etmememiz gerekiyor çünkü en zor koşullarda bile insanların birbirinden alabileceği ciddi destekler vardır. Beraber yemek yemek, geziye gitmek, arkadaşlarımızla toplu sohbetler etmek gibi şeyleri asla terk etmemek gerek. Özetle; ölüme karşı hayatın yanında yer almalıyız.”

 

 

 

Etiketler: » » » » »
32 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

9+7 = ?