Tıbbi Malpraktis Stress Sendromu ve Çözüm Önerileri - Gaziantep Haber,Gaziantep haberler, - Gaziantep Haber,Gaziantep haberler,
Açık
  • EURO
  • DOLAR

Tıbbi Malpraktis Stress Sendromu ve Çözüm Önerileri

Dr.Cengiz Bayram - 13 Nisan 2020 11:05 A A

Dr. Av. Cengiz BAYRAM Hukukçu Hekimler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Son yıllarda hekimin meslek yaşantısı boyunca en az bir kez malpraktis iddiası nedeniyle dava edildiği bildirilmektedir.

Sıklıkla atıf yapılan, Harvard araştırmacılarının sonuçlarına göre; 65 yaşına kadar olan hekimlerin aile hekimliği gibi düşük riskli branşlarda çalışanlarında %75, cerrahi gibi yüksek riskli alanlarda ise %99 oranında haklarında malpraktis davası açılmaktadır (1). Adeta bazı branş hekimleri için ruhsal, fiziksel ve ekonomik açıdan olumsuz etkileriyle en az 3-7 yıl sürecek hukuki süreç garantisi verilmektedir.

Medikal Malpraktis Stres Sendromu detayları nelerdir?

Dava sonucunun olumlu ya da olumsuz neticelenmesine bakılmaksızın; yargı süreci ile ilişkilendirilen stres ile ilgili bir kavram olmasına rağmen kişi bu dönemde hem ailesine hem çevresine hem de iş arkadaşlarına karşı daha ilgisiz ve devamlı aklında bu sorun yer etmekte arada unuttuğunu düşündüğünde, birden onu hatırlatan en ufak bir olayda bile tekrar üzüntüsü başlamaktadır. Bazıları bunu depresyon tablosu şeklinde geçirmekte ve bazen de profesyonel destek ihtiyacı olmaktadır.
Bu durumu hem mevcut haliyle hem de yasal düzenlemeler yaparak yeni bir bakış açısıyla olmak üzere iki açıdan inceleyeceğim. İlkinde konu dava açılması olduğuna göre mevcut tabloda bu riski azaltmak için neler yapılmalıdır?. Bunun cevabını bulabilmek için hekimlere neden dava açılır bu konuda incelemeler yapmak gerekir. Bundan çok fazla değil 15-20 yıl öncesinde hekimlere açılan dava sayılarını günümüzdeki yıllarda açılan dava sayıları ile kıyasladığımızda çok belirgin farklar olduğu görülecektir. Bunun sebeplerine baktığımızda özellikle eskiye göre hekimin toplumdaki statüsel değeri giderek azalmakta ve hekimler daha çok dava edilmektedirler. Hekimin hatasını toprak örter anlayışı artık yerini davalara bırakmıştır. Sosyal medyanın ve diğer iletişim araçlarının yayılması ile insanların tıbbi konularda bilgi seviyeleri giderek artmakta ve kişiler kıyas yapabilmekte ve bunun sonucu da dava açabilmektedir. Yine basında tıbbi hata davalarının çok talep görmesi basının bu konuları abartmasına ve davaların artmasına sebep olmuştur. Özellikle astronomik rakamlarda dava miktarları ayrıca dava edenleri cezbetmiş ve bu da davaları artırmıştır.
Tüketici Mahkemleri Kanununda yapılan değişiklikle 28/05/2014 tarihinden itibaren tıbbi hata davalarının asliye hukuk mahkemelerinden alınarak tüketici mahkemelerine alınması ile dava için yatırılması gereken avans miktarları çok azalmış bu da davaları açmayı oldukça kolaylaştırmıştır.

Ülkemizde onlarca özel hekim yetiştiren tıp fakültelerinin kurulması, yurt dışında eğitim alan hekimlerin çoğunun yetiştiği yerlerin niteliksiz olması, burada yetişen hekimlerin bilgi ve beceri seviyelerinin düşük olmasına sebep olmuş, buradan yetişen yeni tecrübesiz hekimlerde tıbbi malpraktis oranları daha fazla görülmektedir.
Bunların tamamı açılan davalarda yaklaşık %30 gibi bir pay oluştururken, %70 sebebin ne olduğu konusunda şunlar söylenebilir. Bu sebeplerin başında aile ile iyi iletişim kurmamak hatta tedavi esnasında hasta ailesi ile tartışmak en fazla dava açılma sebeplerinin başında gelmektedir. Bunu izleyen diğer en önemli faktör ise “baltanın sapı ağaçtan olur” atasözünü doğrularcasına hekimlerin hatalarını ya da hata olmamasına rağmen hata yapıldığını söyleyenler yine hekimlerin kendi meslektaşlarıdır. Bunlardan da anlaşılabileceği gibi hastayı tedavi esnasında hoş tutmak bilgilendirmek onunla tartışmamak dava açılmasını azaltma da en önemli faktör olarak yer almaktadır. Hekimler ya da diğer sağlık grubu meslek sahipleri de bu gibi durumda insiyatifi diğer sağlık meslek mensubu lehine kullandığında bu da davaların açılmasının önüne geçecektir.

Bu tablonun yaşanmasında en önemli payı olan devlet ise bu olayları sadece sessizce izlemekte ve herhangi bir çaba sarf etmemektedir. Oy kaygısı nedeniyle bu durumu sessizce takip eden devlet kendinden kaynaklanan iş yükünün fazlalığı nedeniyle hekim hatalarının artmasından dolayı herhangi bir çözüme gitmemiş hatta popülist politikalar ile bir hekime (Bir Hematoloğa bile )110-150 arasında hasta bakmasına ses çıkartmamıştır. Bundan kaynaklanan hekime şiddet olaylarında bile kendisine düşeni yapmamıştır.

Hekimler bu durumda savunmaya geçmiş ve Defansif Tıp Anlayışı adını verdiğimiz br durum ortaya çıkmış hekim bu durumun faturasını yine vatandaşa kesmiştir. Basit bir baş ağrısında bile kendini korumak amaçlı Bilgisayarlı Beyin Tomografisi, Manyetik Rezonans gibi pahalı işlemlere başvurmuş, gereksiz konsültasyonlar istemiş, gereksiz başşta antibiyotikler olmak üzere fazla ilaçlar yazmış, doğumda risk ile karşılaşmamak için sezeryan endikasyonunu daha kolay vermiş ve bu da bebeklerin yeni doğan yoğun bakımlarda daha fazla yatmasına ve ek maliyetler getirmesine sebep olmuştur.

SONUÇ VE ÇÖZÜM
Mevcut durumda sıkıntıyı azaltmak için öncelikle iğneyi kendimize batırmamız gerekiyor. İki sihirli kelime olan değer vermek ve bilgilendirmek bu işin en önemli ayağı. Hasta ve hasta yakınları ile mümkün olduğu kadar tartışmamak bu işin başında gelmektedir. Burada yapılması gerekeni bir cümle ile açıklamak mümkündür” Sen hekim olarak yapmak istediğini yap ama hastanın duymak istemediğini söyleme”. Bunun dışında hekimler kendisine gelen hastalarda diğer meslektaşını eleştirici bir yaklaşım sergilemeden onun karşı karşıya kaldığı durumu objektif ve hatta inisiyatifi diğer meslektaşını koruyarak yapmalıdır.
Diğer durumda da yasa koyucu bazı hukuki düzenlemeler ve özellikle Sigorta Şirketleri ile işbirliği yaparak bu duruma kalıcı çözüm bulabilir. Bunların başında Türk Ceza Kanunundaki suçlar açısından görevleri ile ilgili durumlarda kasten yapılmadıkça ceza yargısı açısından yargılanmamalarını sağlayıcı maddeler konulmalıdır. Anayasa mahkemesinin 2018 yılında verdiği tavsiye niteliği taşıyan bir kararda hekimler ile ilgili tıbbi hatalarında öncelikle tazminat davasının açılması ceza davasından uzak durulması önerildi. Her ne kadar oy birliği ile alınmamış olsa da bu karardan sonra bir düzenleme yapılarak öncelikle milletvekillerinin yasama sürecindeki görevleri ile ilgili dokunulmazlığının olmasına benzer şekilde bir düzenleme ile ceza davası açılması önlenebilir. Burada tabiki kasten olmayan ve çok ağır kusur olmayan durumlar için önerilmektedir.

Hekimleri daha fazla sıkıntıya sokan ve tüm ömrü boyunca kazandığını yapmış olduğu tek bir hata ile kaybetme durumu ile karşı karşıya olan durum tazminat davalarıdır. Her ne kadar 2010 yılında çıkartılan Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Mali Sorumluluk Sigortası varsa da bu yetersiz kalmış ve tazminatları karşılayacak değerlerde yapılamamıştır. Hekimin branşının risk grubuna göre 200.000 TL ile 800.000 TL arasında tazminat ödeyen sigorta şirketleri son yıllarda bu kolda zarar etmekte hatta bazı şirketler hekimleri sigorta etmek dahi istememektedirler. Hazinenin bu konuda sigorta şirketleri ile iş birliği yaparak yeni bir sigorta şirketini ya da fonu kurması burada ödenecek tazminat tavan miktarını 4-5 kat artırarak 2.000 000 TL-5.000 000Tl arasında yapması ve burada oluşan riski SGK, Sağlık Bakanlığı, Hazine ve Reasürans Birlikleri paylaşmalıdırlar.
Dünyadaki tıbbi hata nedeniyle en fazla miktarların ödendiği ülke olan A.B.D.’de bazı eyaletlerde açılan tıbbi hasta davalarında üst limitler bulunmakta ve bu rakamların üzerinde dava açılamamaktadır. Ülkemizde bu da yapılabilir ancak bunun karşısında en büyük engel 2003 yılında TBMM de onaylanıp yürürlüğe giren Biyotıp Sözleşmesidir. Bu sözleşmenin 2.madesinde yazan” İnsanın menfaatleri ve refahı, bilim veya toplumun menfaatlerinin üstünde tutulacaktır” maddesi gereğinde bu kısıtlamada zorluklar görülmektedir.
Özellikle tıbbi hata davaları teknik davalar olması nedeniyle bilirkişi raporlarına göre sonuç verilmekte ve bu kurum yeteri kadar personel ve alt yapı ile çalışmamakta ve davalar özellikle buralardan gelecek sonuçlardan dolayı çok uzamakta, yine sonuçları standardize olmamaktadır ve bu da ödenecek rakamı faiz olarak ve maddi tazminat boyutunu artırmaktadır. Bu nedenle bu konuda Bağımsız Tıbbi Standartlar ve Hata Değerlendirme Kurumu adı altında bir kurum kurularak bu kurum tüm raporlarını yasal mevzuatlar içinde şeffaf bir şekilde yayınlayarak sürecin objektif bir hal almasını sağlayacaktır.

Dr. Av. Cengiz BAYRAM Hukukçu Hekimler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı

Bu haber 255 kez okundu.
Dr.Cengiz Bayram - 11:05 A A
BENZER HABERLER

YORUM BIRAK

YORUMLAR

Hiç yorum yapılmamış.

VİDEO HABERLER

HABER LİSTESİ

  • 01
    GAHİB Başkanı Kaplan, “Haziran 2020 itibarıyla toparlanma sürecine gireceğiz”
     Telekonferans sistemiyle toplanan ve pandemi sürecinde üretimi ve ihracatı değerlendiren Gaziantepli halıcılar Haziran 2020 itibarıyla sektörün yeniden toparlanacağına ve ihracatta yeni başarı öykülerine imza atılacağına inandıklarını ifade ettiler. Firmaların olağan üstü önlemlerle üretimlerini sürdürdüğünü ifade eden GAHİB Başkanı Ahmet Kaplan önce insan sağlığı ilkesiyle hareket edildiğinin altını çizdi Güneydoğu Anadolu Halı İhracatçıları Birliği Başkanı Ahmet […]
  • 02
    65 yaş ve üzeri vatandaşlarımız ile 20 yaş ve altı sokağa çıkma yasağına ilişkin genelge
    Tüm Dünyada olduğu gibi ülkemizde de insan hayatı açısından son derece tehlikeli olan yeni tip Koronavirüs (Covid-19) salgınının halk sağlığı açısından oluşturduğu riski yönetebilmek adına sosyal hareketliliği ve kişiler arası teması azaltmak, sosyal izolasyonu sağlamak amacıyla 65 yaş ve üzeri vatandaşlarımız ile 20 yaş ve altı gençlerimizin sokağa çıkmaları kısıtlanmıştı. İçişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan,65 yaş […]
  • 03
    Başkan Fatma Şahin’den Oğuzeli Nar Bahçelerine ziyaret
    Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin,  Oğuzeli ziyareti kapsamında bereketin sembolü olarak görülen nar bahçelerini yerinde gördü. Pandemi sürecinde, narın ve nar ekşisinin vücuda büyük bir bağışıklık kazandırdığına dikkati çekerek, “Sağlıklı lezzetin başkenti olmak için nar, hedefimize ulaşmak adına kabuğu, çekirdeği ve suyuyla çok özel bir ürün. Bize düşen, çok üreterek sık sık tüketmemiz, aynı […]
  • 04
    SANKO Üniversitesi Sanal Konferanslara Devam Ediyor
    SANKO Üniversitesi tarafından düzenlenen ‘Sanal Konferans’a konuk olan Harvard Üniversitesi Cold Spring Harbor Laboratuvarı’ndan Dr. Semir Beyaz, “Önemli olan hayatın içerisinde her zaman çözüm bulmak veya başarılı olmak değil, öncelikle başarıya ve çözüme giden yolda zayıf yönlerimizi bilmektir” dedi. Koronavirüs (Covid-19) salgını önlemleri dolayısıyla sanal ortamda öğrencileri ve akademisyenleri Harvard Üniversitesi Cold Spring Harbor Laboratuvarı’ndan […]
  • 05
    Gaziantep’te uzun bir aradan sonra ilk Cuma Namazı kılındı
    Koronavirüs tedbirleri kapsamında tüm Türkiye’de olduğu gibi Gaziantep’te de bir süreliğine cemaatle kılınmasına ara verilen Cuma Namazı, uzun bir aradan sonra meydanlarda eda edildi. İl merkezi ve ilçelerde maske, mesafe başta olmak üzere tüm kurallar göz önüne alınarak belirlenen alanlarda kılınan ilk Cuma namazına binlerce vatandaş katıldı. Gaziantep Valisi Davut Gül, Gaziantep Üniversitesi 15 Temmuz […]

YOL DURUMU