Gaziantep Haber, Gaziantep Gastronomi, Gaziantep Son Dakika, Gaziantep Sağlık

Gaziantep Haber, Gaziantep Gastronomi, Gaziantep Son Dakika, Gaziantep Sağlık
14 Aralık 2011

UYKUCU YAZI

Derin bir uyku içindesiniz. Rahatsınız, huzurlusunuz, memnunsunuz! Olup bitenleri görememenin, uyandırılacağınızı düşünememenin keyfini sürüyorsunuz. Saadetinizin hep böyle devam etmesini, hiç uyandırılmamanızı isterdim.

Ama maalesef bir gün gelecek, siz de uyandırılacaksınız. Yazık ki o zaman, “Artık çok geç olacak!”. Bir daha uyumak şöyle dursun, yatak bile bulamayacaksınız. Ve o vakit, sizin hesabınıza üzülmek yine bize düşecek.

Biliyorum: Düşünmeyi sevmiyorsunuz. Düşünürseniz rahatınızın kaçmasından korkuyorsunuz. Yuvanızın temeline dinamit koymak istiyorlar, diyoruz, aldırmıyorsunuz. Sözümüze kulak verirseniz tedbir almak gerekeceğini anlıyor, zahmete girmek istemiyorsunuz. Bir tek endişeniz var: Gününüzü gün etmek, dilediğiniz gibi yaşamak.

Mücadeleden ürküyorsunuz. Öylesine ürküyorsunuz ki, sizin için yapılan mücadelelerle ilginiz olmadığını göstermek ihtiyacını duyuyorsunuz.

Memleketimizin binbir dâvası var. Nizamınızı yıkmak isteyen düşman kuvvetler sayılamayacak kadar çok. Diken üzerindesiniz. Fakat dikenli bir yolda ayağınızı yaralamadan yürümenin mümkün olmayacağını unutuyorsunuz. Tehlikeyi görünce, korkulu bir rüya görmüşçesine, sırtınızı dönüyor, yeni ve eskiden daha derin bir uykuya dalıyorsunuz. Canınıza kastedenler her geçen gün yatağınıza daha fazla yaklaşıyor, korunma imkânlarınızı gittikçe azaltıyorlar.

Hiçbir feryat sizi uyandıramıyor, tehlikeyi anlamanızı temin edemiyor. Yaklaşan düşmanın ara sıra yumruğunu yiyor, hassas bir yerinize iğne batırılmış gibi şöyle bir sıçrıyor, şaşkın şaşkın bakıyor ve sonra da sayın başınızı tekrar yastığa gömüyorsunuz.

Kurtuluş ümitlerine veda etmeden uyanmanızı istiyoruz. İyi niyetimize akıl erdiremiyor, gayretlerimize yabancı kalıyorsunuz. Hatta biz olmasak daha rahat uyuyacağınızı sandığınız, bu yüzden bize düşman kesildiğiniz bile oluyor. Yine de başucunuzda davul çalmaktan vazgeçmeyeceğiz. Gözünüzün açılması için ne mümkünse yapacağız. Gafletten sıyrılmağa biraz da sizin çalışmanızı bekliyorsak, acaba haksızlık mı ediyoruz?

Evet, “Uyuyanlara Ağıt” başlıklı yazısında aynen böyle diyordu rahmetli Galip Erdem. Mekânı cennet olsun…

Görülen o ki bu cephede değişen bir şey yok, uyumayı seviyoruz. Hiçbir şey bizi uyandırmaya yetmiyor ve yetmeyecek görünüyor.

Ne Türk vatanında özerklik, bölünme çığlıkları atan hıyanet çeteleri.

Ne gariban Mehmet askere, zengin Mehmet tatile yasası.

Ne bütün milli servetlerimizin global sömürgenlere peşkeş çekilmesi.

Ne milli değerlerimizin, cumhuriyetimizin tasfiye edilme çalışmaları.

Ne gazeteci, asker, siyasetçi, akademisyen demeden her muhalif sesin hukuk iğfal edilerek içeri tıkılması.

Ne her şeyimizin dinlenmesi, kaydedilmesi, fişlenmemiz, mahremiyetimizin kalmaması.

Ne vatana kastedenlerden, eşkıyadan, hainden devlet adına özür dilenmesi.

Ne İmralı’daki caniyle görüşmeler, anlaşmalar, “görüşme yapan şerefsizdir” deyip de işin aslı ortaya çıkınca yüzü bile kızarmayanlar.

Ne gözü dönmüş sömürgenlerin değnekçisi olarak komşumuz Suriye ile savaşın eşiğine gelmiş olmamız.

Ne Irak’ta 1 milyon Müslüman katledilip, Müslüman kadınlara tecavüz edilirken, işgalci katillere dua eden devletimizin ricali.

Ne Kurtuluş Savaşımızın, verilen şehitlerimizin inkarı, yok sayılması.

Ne din adına milleti sömürenlerin her geçen gün daha semizleşmeleri, ilköğretim ve ortaöğretim öğrencilerinden bile kurban keseceğiz diye birer lira toplamaya tenezzül eden şerefsizler.

Ne devletin kurumlarında bile “peygambere kurban keseceğiz” diye yirmişer lira toplayan ahlaksızlar.

Ne “gayrimüslimlerle diyalog” adına, kelimeyi şehadetten “Muhammeden Resulullah”ın çıkarılması, “Allah indinde hak dinin İslam olduğunun” inkârı.

Ne partili, hısım, akraba, cemaat ehli diye atanan, kadrolaşan, haramı helali bilmeyen bürokratik fırsatçılar.

Ne Türk yurdunda Türk’ün parya durumuna düşürülmesi.

Ne sınavlarda soruları çalıp herkesin hakkını gasp eden yüzsüz, şerefsiz hırsızlar.

Ne küçük hırsızlar el feneri kullanırken büyük hırsızların “Deniz Feneri” kullanması.

Ne işsizlerimiz, atanmayan öğretmenlerimiz, eğitimdeki rezaletimiz, bir köşeye atılmış engellilerimiz.

Ne iç borcumuz, ne dış borcumuz, ne patlamaya hazır cari açığımız.

vs. vs. vs.

Liste uzun, hangi birini yazayım burada? Gömelim başımızı yastığa, yellenerek uyumaya devam edelim… Uyusun da büyüsün ninni…

Ne demişti Orhan Veli Kanık “Cımbızlı Şiir”inde?

Ne atom bombası,
Ne Londra Konferansı,
Bir elinde cımbız,
Bir elinde ayna;
Umurunda mı dünya!

592 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

1+9 = ?