İftar Sofrası Mı, İmtihan Masası Mı?
Hayatın koşturmacası, geçim derdi, “yarın ne olacak” kaygısı derken birbirimizi görmeyi, iki çift lafın belini kırmayı unuttuk. Şükür ki Ramazan kapıda. O eski, kalabalık, bereketli sofraların hayali bile insanın içini ısıtmaya yetiyor. Ama gelin görün ki, bu yıl o sofralara oturmak, aslanın ağzından lokma almaktan daha zor hale geldi.
Bugün Gaziantep Esnaf ve Sanatkarları Odaları Birliği (GESOB) Başkanı Sayın İsmet Özcan’ın bir açıklaması düştü gündeme. Özetle diyor ki: “Bütçen yetmiyorsa gitme.”
Yol Göstermek mi, Kapıyı Kapatmak mı?
Sayın Başkan, teknik olarak haklı olabilirsiniz. Herkes ayağını yorganına göre uzatmalı, kabul. Ancak Gaziantep gibi “sofrasıyla” dünyaya nam salmış, misafirperverliği kimliği olmuş bir şehirde bu cümle, vatandaşa yol göstermekten ziyade gönül kırıyor.
İftar dediğimiz şey sadece biyolojik bir ihtiyaç değil ki! Bir dostla buluşup, bir akrabayla ekmeği bölüşüp, o manevi havayı solumaktır. Şimdi biz dar gelirli vatandaşa, emekliye, asgari ücretliye “Senin bütçen bu sosyalleşmeye yetmez, sen evinde otur” mu diyeceğiz?
Ramazan’da Ne Değişiyor?
Asıl mesele şu: Yılın 11 ayı gittiğimiz, lezzetini bildiğimiz, fiyatına aşina olduğumuz o “lüks olmayan” mekanlar ne oluyor da Ramazan ayı gelince bir anda “ulaşılamaz” zirvelere oynuyor?
Rutin günde bir dürüm, bir ayranın fiyatı belliyken;
Menüye bir kase çorba, iki hurma, bir dilim güllaç eklenince o hesap neden ikiye, üçe katlanıyor?
Esnafın maliyeti Ramazan ayında mucizevi bir şekilde mi artıyor, yoksa “nasıl olsa yılda bir kez” mantığı mı devreye giriyor?
Esnafın da Vatandaşın da Hakkı Var
Kuşkusuz esnaf da zor durumda. Artan kiralar, elektrik faturaları, et ve malzeme fiyatları onları da sıkıştırıyor. Ancak Ramazan’ın ruhu “fırsatçılık” değil, “paylaşmaktır.” Eğer bir şehirde orta halli bir aile, dışarıda bir iftar yapmayı “lüks” ve “imkansız” kategorisine koymuşsa, orada bir durup düşünmek lazım.
Sayın Özcan’ın “bütçenize göre yer seçin” tavsiyesi yerinde olsa da, asıl görev; o bütçelerin makul seviyelerde kalmasını sağlayacak denetimleri ve esnaf dayanışmasını örgütlemektir. Vatandaşa “gitme” demek kolay, zor olan vatandaşı o sofraya oturtabilecek vicdanlı bir piyasa oluşturmaktır.
Dileğimiz odur ki; bu mübarek ayda kimse hesabın ağırlığı altında ezilmesin, hiçbir esnaf da “fırsatçı” damgası yemesin. Ramazan’ın bereketi sadece kasalara değil, vicdanlara da uğrasın.
Paylaşmak, elimizdeki eksiltmek değil; dünyayı daha büyük bir bahçeye dönüştürmektir. Bir ekmeği böldüğümüzde karnımız doyar, bir sevgiyi böldüğümüzde ise ruhumuz.
Bir hikaye ile veda edeyim…
Gümüş Ayna
Bir zamanlar, her şeyi “benim” diyerek sahiplenen bir adam vardı. Kasabanın en güzel bahçesine, en büyük evine ve en gösterişli kıyafetlerine sahipti. Ancak ona göre bunlar yetersizdi; çünkü başkalarının da bunlara bakıyor olması, onun mülkiyetini paylaşıyormuş hissi veriyordu.
Bir gün, çarşıda sadece bakanın yüzünü gösteren, çevredeki hiçbir şeyi yansıtmayan efsunlu bir gümüş ayna buldu. “İşte,” dedi adam, “dünya nihayet sadece benden ibaret görünecek.”
Yalnızlığın Parlaklığı
Adam aynayı yatak odasının baş köşesine koydu. Artık ne pencereden dışarıdaki çocuklara bakıyor ne de bahçesindeki çiçekleri suluyordu.
Çiçekler kurudu; “Önemli değil, aynada hala parlıyorum,” dedi.
Dostları kapısını çalmayı bıraktı; “Zaten vaktimi çalıyorlardı,” dedi.
Hizmetçileri işten ayrıldı; “Ekmeğimi yiyorlardı,” diye mırıldandı.
Yıllar geçti. Adam aynadaki aksine bakarak yaşlandı. Bir gün aynaya bakarken, arkasındaki odanın bomboş, soğuk ve karanlık olduğunu fark etti. Aynadaki kendi yüzü bile artık yabancı geliyordu; çünkü o yüzü tanıyacak, ona gülümseyecek veya onu eleştirecek tek bir ruh kalmamıştı.
Bencillikten değil dostluk ve şefkatten beslenmeyi öğrendiğimiz iftar sofralarında buluşmak dileğiyle…
Gaziantep Haberler Gaziantep Sağlık Son Dakika News Narkoz haber
Gaziantep Haber, Narkoz Haber, Gaziantep Son Dakika, Gaziantep haberleri, Gaziantep ile ilgili son haberler, Gaziantep gündem haberleri, Gaziantep son gelişmeler





