logo

Prof. Dr. Mustafa Yıldırım “Kanserden Korkmayın, Mucizeyi Kendinizde Arayın!”

Prof. Dr. Mustafa Yıldırım “Kanserden Korkmayın, Mucizeyi Kendinizde Arayın!”

SANKO Üniversitesi Hastanesi İç Hastalıkları / Tıbbi Onkoloji Uzmanı, SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Yıldırım Narkoz Sağlık Dergisi’nin hazırlamış olduğu “Sağlıklı Sohbetler” Programında Mezine Sırakaya’nın konuğu oldu.

Programda 4 Şubat Kanser Haftası nedeniyle, Kanserde erken tanı ve tedavi konuşuldu.

Sırakaya’nın sorularını yanıtlayan Prof. Dr. Mustafa Yıldırım, “Bir Mucize varsa, O’da sizsizin. Bilim dışında hiçbir yerde mucize aramayın” dedi.

Yıldırım, “Kanser kelimesini duyan Hastalarda çok ciddi korku var sadece bu yüzden 3-5 ay kaybediyorlar. Bu tanıyı almak istemiyorlar. Muhtemelen öleceklerini düşünüyorlar. Bunun bir hastalık olduğunu kavramaları gerekiyor. Covid salgınından sonra Bilime olan güven daha arttı diye düşünüyorum.  Bitkisel tedavi, çeşitli karışımların tedavi edeceğine dair bir inanç sistemi vardı. Bunlarla vakit kaybediyorlar. Maalesef ülkemizde mucizelere çok inanıyorlar.”

Bilimsel olan neyse gerçek Odur. Asil Mucize kendileri olduğunun farkında değiller.  Her türlü kanser hastası için aslında şifanın kaynağı bizzat hastanın kendisi. Şifayı kendinizde arayın. Bilimi rehber edinmeliyiz. Liderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi “En Hakiki Mürşit İlimdir” ifadeleriyle kanser hastalarına çareyi bilimde aramaları gerektiğinin altını çizdi.

 “İŞİN BİYOLOJİK KISMINDA İYİYİZ, AMA BİRDE RUHSAL TARAFI VAR”

Prof. Dr. Yıldırım “İşin biyolojik kısmında gayet iyiyiz ama işin birde ruhsal kısmı var. İşin Ruhsal tarafında biraz daha ilerlemeliyiz. Yeni Yaşam Hematoloji ve Onkoloji Hastaları Yardımlaşma ve Dayanışma Derneğimiz ile bu tarz etkinlikler yapmaya başladık. İnsan beden ve ruhtan oluşuyor ve ikisi bir birini besliyor.  Müzik terapisi, nefes terapisi, dans terapisi. Psikolojik ruhsal tedavi kısmında ilerlemeliyiz. Hastaların rahatlamasını sağlamak önemli” dedi.

 KANSERİN NEDENLERİ KORUNMA YOLLARI VE ERKEN TANI

 Kanser hastalığı ülkemizde ve dünyada hangi durumdadır?

 Bulaşıcı olmayan hastalıklar (NCD) arasında kanser, tüm gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde hızla ciddi bir yük haline gelmektedir. Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) vurguladığı gibi dünyada kanserin görülmediği bir ülke yoktur.

Kanser araştırmalarında ve kanserle mücadelede yapılan tüm ilerlemelere rağmen öngörülebilir gelecekte hastalığın tamamen ortadan kaldırılamayacağı bir gerçektir. Kanser, yüzde 46’sı gelişmiş ülkelerde olmak üzere, dünya çapında tahmin edilen yılda 10 milyon yeni vaka sıklığı ile önemli bir küresel sağlık sorunudur. Yılda yaklaşık 7 milyondan fazla can kaybına neden olmaktadır.

Kanser ile ilk ne zaman tanıştık tarihçesi nedir?

 Kanser, çok eski zamanlardan beri bilinmesine karşın nedenleri konusundaki ilk bilgiler yaklaşık 200 yıl önce elde edilmeye başlamıştır. On sekizinci yüzyılın sonlarında Sir Percival Pott, kurum ve katrana maruz kalan baca temizleyicilerinde skrotum kanserlerinin sık görüldüğünü bildirmiştir. 19. Yüzyıl’ın sonlarında ise Rehn, benzidin vb. aromatik aminlere maruz kalan boya işçilerinde mesane kanserlerinin sık olduğunu fark etmişti.

Etiyolojiye yönelik ilk deneysel çalışmalar 20. Yüzyıl’ın başlarında başlamıştır.

Kanser nasıl oluşmaktadır?

 Genel olarak kanserin tek bir hücrenin malign (kötü huylu) dönüşümü sonucunda geliştiği kabul edilmekle birlikte, bu olay klinik anlamda karsinogenez (normal hücrelerden kanserli hücrelerin meydana gelmesi) için yeterli değildir. Karsinogenez çok basamaklı bir süreçte değişik karsinojen faktörlerin (kimyasal, fiziksel ve viral) etkisiyle uzun bir sürede gerçekleşir. Kanser hücresinin büyüme ve çoğalma sürecinde meydana gelen genetik (onkogenler, antionkogenler, vb.) değişiklikler, konakçı faktörleri ve tümör-konakçı etkileşimi (anjiogenez, invazyon, metastaz) sonucunda bir tümör kitlesi ortaya çıkar.

Kanser gelişim sürecinde hücrede izlenen yapısal ve fonksiyonel değişiklikler çeşitli faktörlerin etkisiyle olmaktadır. Kısaca karsinojen olarak adlandırdığımız bu faktörler başlıca; kimyasal karsinojenler, fiziksel karsinojenler (radyasyon, UV) ve biyolojik (viral, bakteriyel) karsinojenlerdir.

Sonuç olarak, mevcut bilgilerimize göre karsinogenez, kesin çizgilerle ayrılmış olmamakla birlikte, birkaç basamakta gerçekleşmektedir. Kimyasal, fiziksel ve viral karsinojenlerin hücrenin genetik yapısını etkilemesiyle büyüme ve çoğalmayı arttıran genlerin aktive olması, tümör baskılayıcı genlerin inaktive olması ve programlı hücre ölümü baskılanması sonucunda kontrolsüz çoğalma süreci başlar. Genetik yapıda meydana gelen ilave değişiklikler (karsinojen ajanlar veya herediter bozuklukların etkisiyle) sonucunda kansere dönüşüm meydana gelir.

Hangi kanser türleri ülkemizde daha sık görülmektedir?

 Erkeklerde ülkemizde en sık görülen kanserler sırasıyla akciğer, prostat, kolorektal ve mesane kanseridir. Dünyada ise 4’üncü sırada mide kanseri yer almaktadır. Amerika Birleşik Devletleri’nde ilk sırayı prostat kanseri almaktadır.

Kadınlarda ise ülkemizde en sık görülen kanserler sırasıyla meme, tiroit, kolorektal ve uterus kanseridir. Dünyada bu sıralama meme, kolorektal, akciğer ve uterus kanseridir. Amerika Birleşik Devletleri’nde ise meme, akciğer, kolorektal ve tiroit kanseri olarak sıralanmaktadır.

Kanser oluşumunda hangi faktörleri sayabiliriz?

 Kanser herkesi etkiler ve toplumlar üzerinde muazzam bir yük oluşturur. Kanser ülkemizde ve dünyada yaşam kayıpları nedenleri arasında ikinci sırada yer almaktadır. Küresel olarak yaklaşık her 6 yaşam kaybından biri, ülkemizde ise her 5 yaşam kaybından biri kanser nedeniyledir. Kanserden yaşam kaybından yaklaşık üçte biri; başlıca şu beş̧ davranışsal ve beslenme ile ilgili risk faktörlerinden kaynaklanmaktadır: Tütün kullanımı, yüksek beden kütle indeksi (fazla kilolu ya da şişman olma), meyve ve sebzeyi az tüketme, yetersiz fiziksel aktivite ve alkol kullanımı. Tütün kullanımı kanser için en önemli risk faktörüdür ve kanser kaynaklı yaşam kayıplarının yaklaşık yüzde 22’sinden sorumludur. Hepatit ve insan papilloma virüsü (HPV) gibi kansere neden olan enfeksiyonlar, düşük ve orta gelirli ülkelerde kanser vakalarının yaklaşık yüzde 25’inden sorumludur.

Kanser yükünün bu hızlı artışı, dünya çapında halk sağlığı ve sağlık sistemleri için bir kriz teşkil etmektedir. Gelecekte kaynakları bol olan ülkelerde dahil olmak üzere birçok ülke için, tanı konacak çok sayıdaki kanser hastasının tümünün tedavisi ve bakımı (palyatif, destekleyici ve ölüm aşamasındaki) için yeterli ödenekleri temin etmek önemli bir sorun olacaktır. Öte yandan tüm kaynak seviyelerinde kanser önleme konusunda başarı şansı bulunmaktadır. Günümüzde kanserin yüzde 30-50’si önlenebilir. Bu, risk faktörlerinden kaçınma ve mevcut kanıta dayalı önleme stratejilerini uygulama yoluyla başarılabilir. Birçok kanserin iyileşme olasılığı, erken tanı konmuş ve uygun şekilde tedavi edilmişse yüksektir. Hangi bölgede olursa olsun kanserle mücadelede ve kanser hizmetlerinde öncelikler belirlenirken kanser yüküne ve o bölgede yoğun biçimde görülen kanser türlerine dair bilgi esas alınmalıdır.

Kanserden korunma kansere yol açtığı düşünülen etkenlerden sakınmak, bunlarla etkileşimi en aza indirmek ve prekanseröz (henüz kanserleşmemiş) lezyonların kanserleşmesine engel olmaktır.

Kanserden birincil koruma nasıl sağlanır?

 Kanseri önleme, birincil korunma kansere yol açtığı düşünülen etkenlerden sakınmak, bunlarla etkileşimi en aza indirmek ve kanser öncesi lezyonların kanserleşmesine engel olmaktır.

Halen dünyada her 10 saniyede bir kişi tütünle ilişkili bir hastalıktan yaşamını yitirmektedir.  Kanserden yaşam kayıplarının yüzde 30 kadarı, tütün ile ilişkilidir. Tütün ve kanser ilişkisi, uzun yıllardan beri bilinmektedir ancak son yıllarda epidemiyolojik çalışmalar ve onları izleyen biyolojik verilerle kesin olarak kanıtlanmıştır. Tütün ve dumanının içinde 250’yi aşkın zararlı kimyasal ve karsinojen türevi vardır. Sigaraya başlama yaşı, içilen sigara miktarı ve süresi ile doğru orantılı risk artışı bilinmektedir. Sigara içimi dışında, pipo, puro kullanımı veya tütünün çiğnenmesi ve enfiye uygulaması da riski arttırır. Ayrıca günümüzde pasif içicilik olarak tanımlanan, kapalı yerlerde uzun süre sigara dumanına maruz kalma durumunda da risk artışının olduğu gösterilmiştir. Tütünle ilişkisi kanıtlanmış başlıca kanserler akciğer, larinks, diğer baş-boyun kanserleri, özofagus, mide, pankreas, safra kesesi, serviks, mesane ve böbrek kanseridir.

Kansere bağlı yaşam kayıplarının yaklaşık yüzde 35’inden diyet sorumludur. Ancak diyet-kanser ilişkisini göstermek, diğer etiyolojik faktörlere göre güçtür. Deneysel kanıt, insan çalışmalarının eklenmesindeki zorluklar nedeniyle yetersizdir. Hayvan çalışmalarının sonuçları ve epidemiyolojik veriler kullanılmaktadır. Elde edilen verilere göre proteinlerin fazla ısıtılması sonucu mutagenler  (mutasyona yol açan etkenler) oluşabilir ve bunlar DNA hasarına yol açabilir. Diyetle mutagenlerin ilişkisi bunları aktive eden enzimleri indüklemek şeklinde de olabilir. Hormon ya da hormon karşıtı özellikleri ile hücre siklusunu  (döngü) etkileyebilirler. İlginç olarak diyet içeriğinin mutagenler, DNA üzerindeki etkileri hem kansere yol açabilecek hem de kanserden koruyabilecek yöndedir. Sonuçlara göre uygun olmayan beslenme alışkanlıkları, diyetteki ek maddeler veya kötü korunmuş ve hazırlanmış gıdalar kanser gelişiminden sorumlu olabilir.

Örneğin diyetin posa içeriğinin fazla olması, liften zengin gıdalarla beslenmek, kolorektal kanserler ve hormonla ilişkili kanserlerin riskini azaltır. Lif, sindirim enzimlerine dirençli bitki kısımlarıdır. Kansere karşı saptanan bu koruyucu etkinin mekanizması şüphelidir. Lif içeriğinin sindirim sistemine alımından atılımına dek, bu yolda su tutarak ve pasajı hızlandırarak, kolon mukozasının karsinojenlerle karşılaşmasını azalttığı öne sürülmektedir. Meme kanseri içinse östrojen düzeyini düşürme ve insülin duyarlılığını azaltıcı etkiden söz edilmektedir. Meyve ve sebzelerde vitaminler (karotenoidler, C, D, E vitamini, folik asit gibi), selenyum, magnezyum ve kalsiyum gibi mikronütrientlerin DNA tamiri, immün sistem üzerinden ve antioksidan olarak koruyucu etkisi olabileceği bildirilmiştir. Ancak klinik çalışmalar mide kanseri dışında kanser riskinde azalma göstermemiştir.

Çok partnerle ilişki, kötü genital hijyen, erken cinsel yaşam ve çok doğum yapmak HPV (insan papilloma virüsü) ile ilişkili olarak serviks kanseri riskini artırır. Sağlıklı ve güvenli cinsel yaşamın kısmen koruyucu etkisi düşünülmektedir.

Asbest, radon, nikel, uranyum gibi karsinojenler kansere bağlı ölümlerin yüzde 4’ünden sorumludur. Akciğer kanseri, plevral mezotelyoma ve cilt kanseri başta olmak üzere pek çok kanserin nedenleri arasında yer alırlar. Çalışma ortamı ve coğrafik özelliklere bağlı maruziyeti önlemek için bazı koruyucu yaklaşımlar bilinmektedir ve uygulanmaktadır. Ancak günümüzde dünyada ve ülkemizde giderek artan hava ve çevre kirliliği kanser için ciddi bir risk faktörü olarak öne çıkmaktadır.

Kanserden korunmada uyulması gereken kurallar nelerdir?

  1. Sigara içmeyin, içirmeyin.
  2. Haftada 3-5 gün düzenli egzersiz yapın.
  3. Şişmanlamayın.
  4. Günde 4-5 porsiyon meyve ve sebze yiyin.
  5. Doymuş yağ miktarını diyette en aza indirin.
  6. Günde bir kez düşük dozda aspirin alın (kolon kanserinde koruyucu etkidedir).
  7. Kullanılan alkol miktarını azaltın.
  8. Güneş yanıkları ve uzun güneş banyolarından kaçının.

Kanserde erken tanı mümkün müdür?

Kanserde erken tanı olanakları, bazı kanser türlerinde mümkündür. Sağlıklı, belirti göstermeyen popülasyona uygun tarama testlerinin (milyonlarca kişiye, belirli aralıklarla uygulanabilecek kolay, her yerde yapılabilen, ucuz, basit ve güvenilir olmalı)  belirli sıklıkta uygulanması sonucunda, erken kanser olgularının saptanması ve tedavisi ile bu kanserlerden ölümlerin azaltılması, sekonder korunmadır. Amaç kanseri belirti vermeden yakalamaktır, bu nedenle belirti göstermeyen populasyon hedeftir. Tarama programlarında başarının kanıtları kanser ölümleri ve morbidite ile tedavi yükünde azalmanın olmasıdır. Etkinlikte koşul tümörün yavaş büyümesi, preklinik dönemin prevalansının yüksek olması, erken tanı sonrası başarılı tedavilerin bulunmasıdır. Tarama programlarının gerçek etkinliğini sorgulayan çalışmalarda üç farklı taraf tutma (bias) tanımlanmıştır.

Sonuç olarak, kanserin kontrolünde korunma ile başlayan süreç, tarama çalışmaları ve sonunda kanserli hastanın terminal dönemde palyasyonuna kadar uzanmaktadır. Tüm aşamalarda, toplum ve hekimlerin eğitimi önemlidir. Hastanın yaşam kalitesini arttıran destek tedavileri ile kanser tedavisi ve sonuçlarının izlenmesinde başarı için, multidisipliner (disiplinler arası) yaklaşım zorunludur.

Etiketler: » » » » »
180 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

8+7 = ?