logo

Bazen gözlerime inanamıyorum hatta kulaklarıma…

Bazen gözlerime inanamıyorum hatta kulaklarıma…

Geçtiğimiz günlerde bir kahve içmek için Gaziantep’in güzel mekanlarından birine oturdum. Oğlumla birer kahve söyledik. Malum günün yorgunluğu ancak bu şekilde hafiflerdi. Karşı masada bir bayan oturuyordu. İngilizce konuşuyor ama Koreli. Önce Gaziantep’e iş için geldiğini veya eşinin bir fabrika için geçici gelmiş olabileceğini düşündüm. Aradan dört beş dakika geçti uzun boylu güzel genç bir bayan geldi masaya oturdu.  Jeton biraz geç düştü ama düştü. Meğer genç bayanın çocuk bakıcısıymış. Bakıcı bu arada çocuğa çorba içirmeye çalışıyor içirirken de arada bir kaşığı ağzına götürüp şıp şap yalayıp üflüyor ve sonra çocuğa veriyor. Anne oralı bile değil. Elinde bir telefon lay lay lom. Bu arada konuştuklarına istemeden de olsa kulak misafiri oluyoruz. Ağzım açık kalacaktı, sinek kaçar diye kapalı tutmaya çalıştım.

Bunu niye anlattım biliyor musunuz? Öncelikle bir çocuğu olup da o çocuğuna bakamayan anne ( ev hanımı çalışmıyor) Sonra bakıcısı çorba kaşığını ağzına sokup çocuğa veriyor (Anne seyrediyor. Hastalık kimin umurunda) Kendi kendime 5- 10 çocuk doğuranlar ana değilmiş vay bee analıkta parayla… Burada çok şey söylerdim de kızanlar olur malum anlayan anladı.

Aradan biraz zaman geçiyor bir arkadaşı daha geliyor oda aynı masaya oturuyor ve oda yabancı bakıcılı genç bir anne… Arkadaş bu bir özentimidir yoksa para çok olunca nereye vereceğini şaşırmak mıdır çözemedim.

Bende sabır kalmadı kalk oğlum kalk Allah’tan çok paramız olmamış bak ana kucağına hasret kalırdın diye söylendim hesabı ödedik kalktık.

Bugün de bir alışveriş mağazasına gireceğiz kapıda ki güvenlik cihazına çantamızı koyduk geçtik. Tam arkamda bir adam ailesiyle birlikte  bodoslama daldı içeri!

Güvenlik görevlisi bayan kibarca “ beyefendi cihazdan geçer misiniz” dedi. Vay anam sen misin bunu diyen “Ne var kardeşim üzerimde bomba mı var. Aha şimdi patlatacam Allah Allah”

Vatandaş kendi güvenliği için tedbir alınmasını hakaret sayıyor ne acı değil mi?

Neyse mağazaları gezdim indirimli bir şeyler aradım. Markalar öylesine ateş pahası ki el değil yürek yakıyor. Bir mağazaya girdim. Orta yaşlarda bir beyefendi aldı aldı sepete doldurdu. Sen de on bin, ben diyeyim on beş bin. “Millet açken bunlar böyle savuruyor.Bu adam  işverense, işçisi para istese vermez” diye söylendim. Bizde baktık baktık çıktık.

Derken yine kahve saatim geldi ve bir mekana oturduk. Sağım solum yabancı ne zaman gitsem yabancı uyruklu insanlar görüyorum. Sormadan geçer miyim! Elbette sordum. Mekan sahibi dostum dedi ki “Abla şu sıralar buraya çok fazla yabancı geliyor. Gün boyu oturuyor,  gün içerisinde masaya gelip gidenin hattı hesabı yok. Bende merak ettim. Bunlar ya ajan ya da misyoner faaliyet içerisindeler. Masa da evrak kağıt alış verişi oluyor. Hesap öderken hiç sorun yok. Hesap ne kadar diye sormuyorlar bile. Ödeyip kalkıyorlar. Alman, İngiliz,İrlandalı ve İsveçliler var. Allah sonumuzu hayreylesin.” Bu aslında çok önemli bir ayrıntıydı. Biz bile bu şehirde gazetecilik yaparken bilgi kaynağı bulmakta zorlanırken bunlar bu kadar kişiye nasıl ulaşıyorlar?

Bol köpüklü az şekerli kahvelerimiz geldi. Kahvemi yudumlarken telefonumdan gündemde ne var yok diye kontrol ediyordum bir haber dikkatimi çekti;

İSRAFTAN KAÇINSAK, HAYATI PAYLAŞSAK OLMAZ MI?

İki çocuk babası Bülent Yaylacı’nın zorunlu izne çıkarıldığı için borçlarını ödeyemediğini, eve götürecek yiyeceği, ısınmak için yakacağı olmadığı ve kendini yaktığını öğrendim.

İçimi çektim, yudumladığım kahve genzime kaçtı. İçim burkuldu orada oturup içtiğim kahveyi bile kendime haram saydım o anda… Yokluk çok kötü bir şey. Hele çocuklarının aç olduğunu görmek, onların isteklerini yerine getirememek. Çok kötü! Allah kimseyi açlıkla sınamasın.

Allah yetecek kadar, aç kalmayacak, darda koymayacak kadar rızkımızı veriyor. Allah’a şükrediyorum.

Organizede gerçekten sıkıntılı fabrikalar var. Zor durumda olanlar yok değil! İflas erteleme verenler bile var. Bazı firmalar ekonomik daralmadan dolayı küçülmeye gidiyor işçi çıkarıyor. Bazı firmalarda iş yapamadığı için işçisini ücretsiz izine gönderiyor. Bazıları da kazansa bile yok diyor.

Ama şu bir gerçek gelişen dünya ekonomisinde zengin ve fakir arasında ki fark gün geçtikçe artıyor. İnsanlar artık paylaşmıyor. Zengin daha zengin olmak için yapmadığı kalmıyor. Fakir de üç kuruş bulup evine götürmek için çırpınıyor, götüremeyen de böyle kendini yakıyor.

Gaziantep’te son günlerde kaç kişi intihar etti sayamadım. Basına yansıyan olaylar hariç kaç kişi intihar etti? Yetkililer açıklasa onlara soracağım tek şey “NEDEN” sorusu olurdu. Bu insanlar neden intihar ediyor.

Ben inanıyorum ki insanlar gerçekten paylaşsa, israftan kaçınsa bu dünyada bir tane fakir kalmaz.  Dünya serveti tüm insanların refah içerisinde  yaşaması için yeterlidir. Biz toplum olarak olduğumuz yerden çok uzaktayız. Müslüman Müslüman’a zulmeder mi? deriz ama icraata gelince kulaklarımız duymaz, gözlerimiz görmez olur. Bu durumdan kurtulmak için;

“Resulullah (sav) buyurdular ki: “Kim bir müminin dünyevi kederlerinden birini giderirse, 
Allah da onun Kıyamet günü kederlerinden birini giderir. Kim bir fakire kolaylık gösterirse, Allah da ona dünyada ve ahirette kolaylık gösterir. Kim bir Müslüman’ı örterse, Allah da onu dünya ve ahirette örter”

“Hayat paylaştıkça güzeldir.” Hoşçakalın!

Etiketler: » » »
25 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

2+5 = ?